[ad_1]
Osmanlı döneminde medreseler, mektebler, dergâhlar çok yaygındı. Câmilerin herbiri de medrese şeklinde faaliyet gösteriyordu. Her câmide de doğru fıkıh bilgileri veriliyordu. Daha sonra Osmanlının yıkılışından, İslâm dünyasının parçalanmasından sonra, Türkiye dâhil olmak üzere diğer İslâm dünyaları da paramparça oldu. Sonra baktılar dinsiz olmayacak, türediler çıktı, onlar rehber olmaya kalktı.
İnsanlar câhil kaldılar, fıkıh bilgilerinden yoksun kaldılar. Doğru fıkıh bilgileri açığa çıkınca, insanların yanlışı açığa çıkınca, (Bu nereden çıktı?) diyorlar. Fıkıh bilgilerinden yoksun olarak yetişen bir kimse, âile büyüklerinden gördüğü, duyduğunu din diye zannediyor. Hatta hazret-i Mehdi zamanında, Medinedeki bir âlim, bid’atleri savunacak, onları din diye anlatacak, hazret-i Mehdi bunların yanlış olduğunu söyleyince, bu adam, (Bu bizim dinimizi değiştiriyor!) diyecekmiş. Hazret-i Mehdinin de o din adamının cezâsını vereceği kitâplarda yazılmış ve bildirilmiş.
Bugün, (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) veya (İslâm Ahlâkı) kitabını okuyup, oradaki bilgileri aktarınca, adamların tuhafına gidiyor. İslâmiyyet nakil dînidir, selim olan akla uygundur.
Allahü teâlâ Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden, kıyâmete kadar doğru ve hak üzere bir cemaat hep bulunduracak. Bu cemaat de Allahü teâlânın dilediği noktaya kadar bu hizmetlere devam edecek. Ehl-i sünnet itikâdını anlatmaya, yaymaya devam edecek. Biz Ehl-i sünnetiz, Ehl-i sünneti anlatıyoruz, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından nakil yapıyoruz.
Din nakildir, yorum değildir. Nakil edilecek de Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarıdır diyoruz. (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) böyle bir kitaptır. (İslâm Ahlâkı) ve Hakîkat Kitâbevinin yayınlamış olduğu bütün kitaplar da bu özelliktedir.