[ad_1]
Gidebilir. Umre sünnetdir, nâfile bir ibâdetdir. Ama harâm işlenirse hiçbir kıymeti yoktur.
[ad_1]
Gidebilir. Umre sünnetdir, nâfile bir ibâdetdir. Ama harâm işlenirse hiçbir kıymeti yoktur.
[ad_1]
Zil-ka’de ayındayız, Zilhicce de yaklaşıyor. Zilhiccenin onu bayram, dokuzu
da Arefe günüdür. Dolayısıyla Zilhicce ayında hac ve kurban ibâdetlerimiz
geliyor. Bu sebepten dolayı hacca gidenlerin, haccın farzlarını iyi bilmeleri gerekir. Vâciblerinden ve sünnetlerinden herhangi biri yapılmasa da, telâfisi mümkündür. Sadaka verilir, en ağır cezâsı kurbanla telâfisi olur. Ama farzlardan birisi giderse olmaz.
Kurban konusunda, hacca gidenler Mekke-i mükerremeye gider, Zilhicce ayındanitibâren orada üç-dört hafta kalma durumu söz konusu olursa, hem hac için şükür kurbanı kesilecek, kesilemezse on gün oruç tutulacak, hem de mukim ve zengin olunduğu için kurban kesmek de vâcibdir. Bu vâcib olan kurban, Türkiyedekilere vekâlet vererek kestirilebilir. Şükür kurbanı orada kesilir.
[ad_1]
Olmaz. Zekât da ciddiyet ister. Meselâ, diyelim ki, beş senelik elinizde, nisâba iki senedir ulaştınız, dolayısıyla iki senelik zekât borcunuz var. İkinci sene ne kadardı, şu kadardı. Ne kadar zekât düşüyor bu kadar. Bunu alacaksınız fakîre vereceksiniz. Hediye değil. Zekât emirdir. Fakîr almakla mükellef değildir. Fakîr almayabilir. Ama zengin, ben zekât vermiyorum diyemez. Zengin hesâb edecek ve verecek. Ve onu da şartlarına uygun olarak verecek. Zekâtın bir tek farzı vardır, o da malı ayırırken niyyet etmektir. Eğer elinizdeki kağıt paraysa, bunu da altınla vereceksiniz. Veyâ fakîre diyeceksiniz ki, al bununla altın al. Veyâ altınla devrini yapıp fakîre vereceksiniz. Ciddi iştir. Diyelim ki, fakîr bir müslüman veyâhud da fakîr vekîli bir müslümân, bir başka müslümânı sıkıntıdan kurtarmak için onun vekâletini almışsa, [iskâtta da öyle] onun eline geçtiği zamân altınlar onundur. Vermezse vermez. Allahü teâlânın kullarına yardım edene, Allahü teâlâ da yardım eder. Onun için de, o iki senenin hesâbını yapacak ve fakîre vereceksiniz. Borçdur. Gitmeden vereceksiniz. Zekâtı verirken (hediyemdir) diyebilirsiniz.
[ad_1]
Evde veya emîn bildiğimiz birisine verip de muhâfaza edemiyorsak, bankaya da koyabiliriz.
[ad_1]
O para sizde olduğu müddetçe tabiî ki. Hatta hacca gitseniz, orada ya seferî veyâ mukîm olursunuz. Mukîm olursanız ve nisâb miktarı da elinizde kalırsa, Mekke-i mükkerremede hac için kesilen kurbanın dışında, vâcib olan [kurban bayramında kesilmesi lâzım olan] kurbanı da kesmeniz lâzımdır. Seferî olursanız bu düşer, ama temettü haccı için olan kurban yine kesilir. Dolayısıyla hacca gitmek mazeret değildir. Hac için, ev için, evlenmek için, hangi niyetle biriktirilirse biriktirilsin, elimizde nisâb miktarı varsa buna zekât verilir, kurban bayramına rastlamışsa kurban da kesilir.
[ad_1]
Elimizde duruyor ve zekât zamânı da geldi ise, zekâtını vereceğiz.
[ad_1]
Umre sünnetdir, nâfile bir ibâdetdir. Meselâ Allahü teâlânın dînine hizmet var iken, umreye gidilmez. Birisi cihâddır, emr-i ma’rûfdur. Emr-i ma’rûf ve cihâd farzdır. Ama umre nâfiledir. Görevli, vâzifeli, emir ile gitmek ayrı bir meseledir. Ama onun dışında câiz değildir.
Öğrendiğimiz kadarı ile, Süûdîler bu sene Türkiyedeki takvîme uyuyorlarmış. İnşâallahü teâlâ kurtarır. Mekke-i mükerreme bizden aşağıda. Dolayısıyla onların, Türkiyedeki, bu takvîmdeki bildirilen zamân dilimine göre görme ihtimâlleri kuvvetlidir. Türkiyedeki takvîme göre yaparlarsa, haclarının kurtulma ihtimâli de söz konusudur. Ama Türkiyedekilerin ihtiyâtlı hareket etmesi iyi olur, ikinci gün kesilsin. İbâdeti kurtarırız.
[ad_1]
Göndereceği vekîl kadın olmayacak, erkek gönderecek. Göndereceği vekîl de, meseleleri bilen birisi olacak. Rastgele, (Al şu parayı, benim yerime hac yap, gel!) denmez. Kediye ciğer emânet edilmez. Öyle birisini bulacak, vekâlet verecek, o da gidecek oradaki harâmlardan, bid’atlerden sakınarak o haccı yerine getirecek. Kadının bundan sakınması çok zor. Böyle bir durumda vekîl gönderir, kendi günâha girmez. Göndereceği vekîl de, dînini bilen, Ehl-i sünnet itikâdında, sâlih, hac meselelerini de bilmiş, [çünkü daha önce hac yapmış, gelmiş. Oradaki tehlikeleri gözüyle gördü. Kritik durumları yakînen müşâhede etti.] dolayısıyla bid’ate, harâma düşmeden, haccın farzlarını iptal ettirmeden, o hac farîzasını yerine getirir. Yoksa göndereceği bir kimse sıradan bir kimse olmayacak.
[ad_1]
Güzele bakmak var, ama harâm olmayan güzelliklere bakmaktır.
[ad_1]
Namazın şartlarını bilmemiz lâzımdır. Namazın oniki farzı, sünnetleri, müstehâbları, vâcibleri var. Ayrıca namazın mekrûhları, yani sevâbını giderenler, namazın müfsidleri, yani namazı bozanlar var. Bunlar (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) ve (İslâm Ahlâkı) kitâbında mevcûddur. Bunları güzelce okuruz ve ayrıca bu (İslâm Ahlâkı) kitâbındaki kötü huyları (kibr, ucb, hased, riyâ…) da okuyacağız. Hem kalbimizdeki kötülükleri gidereceğiz, hem de alış veriş bilgisini bilip, yeme ve içmeye dikkat edeceğiz. Çünkü bütün harâmlardan kopmadıkça, kalbimiz kötülüklerden temizlemedikçe hudû’ ve huşû’ ile namaz kılmak zor bir hâdisedir. Biz zâhirini hazırlayacağız ve buna devam edeceğiz. Cenâb-ı Hak lutf eder, ihsân eder ve aşkla, şevkle namaz kılmayı da nasîb eder.