Herhangi bir hata ve kusurumuz için, sadece (tevbe, estagfirullah) dememiz kâfi…

[ad_1]

Kâfi gelir. Kitâplarda anlatılırken, (Tevbeden maksad, o işlenen günâhın acısını kalbde hissetmek, üzülmek, pişmân olmaktır). Üzülmek ve pişmân olmak zaten tevbe demektir. Dilimizle de (estagfirullah) deyince, tevbe etmiş oluyoruz, ama tevbenin alâmeti o günâhı hemen terk etmek, bir daha da işlememeye azm etmektir.

Hergün mutlaka dînî bir toplatıya gitmek gerekir diyorlar, doğru mu?

[ad_1]

Eğer Ehl-i sünnet itikâdı anlatılıyorsa, ilmihâl kitâpları okunuyorsa öyle toplantılara dîn öğrenilmek için gidilir. Yoksa oradan uzaklaşmalı, gitmemelidir.

Her zaman aynı duayı okumakta bir mahsur var mıdır?

[ad_1]

5 vakit namazın ardından dua ederken, şehid olmayı istememek münafıklık alametidir diye buyruluyor. Mesela yine Allah’ım, bizi ve neslimizden gelenleri ahir zaman fitnesinden muhafaza eyle,  Ya Rabbi, hasta kullarına şifa nasib eyle, zâhiren ve bâtînen hasta olanlara yardım et, şeklinde ki duaları okumak gerekir. Manasını düşünerek dua etmek uygun olur, şuurlu bir şekilde aynı duaları okumakta bir mahsur söz konusu değildir.

Her yüz yılda gelen müceddidler hakkında bilgi verir misiniz?

[ad_1]

Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, (Benden sonra peygamber gelmeyecek ama, Benim dînimi kuvvetlendirecek vârislerim gelecek) buyuruyor. Meselâ, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri, imâm-ı Gazâlî hazretleri, imâm-ı Rabbânî hazretleri bunlardandır. Bunlar Ehl-i sünnetdir. Ehl-i sünnet itikâdını, dört mezhebin kâidelerini açıklayan zâtlardır. Yanî Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” bildirmiş olduğu itikâdı, hükümleri saf, berrak bir şekilde tekrar açığa çıkartan zâtlar demektir. Yanî Peygamber efendimizden önce her yüz yılda peygamber geliyordu. Bunlar nebî idi. Bu nebî olanlar önceki resûllerin dînini yayıyorlardı. Kendileri bir ilâve yapmıyorlardı. İşte Muhammed aleyhisselâmdan sonra Allahü teâlâ din göndermeyecek ama, Peygamber efendimizin vârisleri gelecek. Dolayısıyla her bu yüz yılda gelen müceddidler, İslâmiyyete sokulmak istenen bid’at, küfr ne varsa bunların hepsini açığa çıkartmak sûretiyle, dîni yine ilk nâzil olduğu zamânki o yeni hâliyle, unutulmuş olanları da söylemek sûretiyle bildirmektedirler. Bunlar fıkh, itikâd bilgilerini de açığa çıkartıyorlar. Ama bunların hiçbirisi kendi asrında geldiği zamân, (Biz müceddidiz) dememişlerdir ve bunlara karşı da müthiş bir muhâlefet vardır. Tanıyan azdır. Vefât edip, âhirete intikâl ettikten sonra bunların yapmış olduğu hizmetler görülüp, bu asrın müceddidi bu imiş derler. Meselâ imâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hayatta iken öyle bir muhâlefet görüyor ki… Ama şimdi herkesce, imâm-ı Rabbânî hazretleri için (Hicrî bin yılının müceddidi) diye geçiyor. İmâm-ı Gazâlî hazretleri hicrî beşinci asrın müceddidir. Dolayısıyla kendisini, bu asrın müceddidi diye takdim edenler sahtekârdır. Kim olduğu eserleri ile belli olur.

Her vakit namazı kaza ettikten sonra tesbih çekmek ve dua etmemiz…

[ad_1]

Hayır. Tesbihleri çekmek ve dua etmek beş vakit namazın arkasına sünnettir. Kaza namazlarını kıldıktan sonra arkasına tesbih çekip, dua edilmese de bir şey lazım gelmez.

Her türlü çalgının haram olduğunu sizden öğrendik. Ama Tgrt Fm’de programların…

[ad_1]

Tgrt Fm’de çalgı, müzik âleti çalındığı zaman helâl mi olur? Hayır. Tgrt’ye helâl, başkalarına harâm denmez. Hiçbir zaman değişmez. Tgrt Fm’de bunlar çalınıyor diye bunlar dinlenmez. Onu yapanlar hesâbını âhirette kendileri verecekler. Onun ayrı bir husûsiyeti var, o mesûliyeti onlar taşıyor.