Huy değişir mi?

[ad_1]

Cenâb-ı Hak ezelde, dünyâyı imtihân yeri olarak yaratmış. Nefsin istek ve arzularını da yaratmış. Bedenin yapısında mevcut olup da, nefs tarafından kullanılan bazı hususlar var. Nefsin rızkı, isyândır, harâmlardır, günâhlardır. Bu bedenin de, kendine mahsus özellikleri var. Meselâ ateş maddesi var, bundan öfke meydana gelir.

 

Kişi islâmiyete uyunca, huyu değişir. Ondan güzel huylar meydana gelir. Cibilli olarak yaratılan kötü huy var, ama islâmiyet öğrenilince ve o hâlle de yaşanılınca, bu kimsede hep güzel huylar görünür.

Hutbede imâmın ellerini kaldırarak yüksek sesle duâ etmesi, doğru mudur?

[ad_1]

Ne hutbede, ne vaz’da yüksek sesle câiz değildir. Ancak bir ruhsatı var, o da hutbede değil, vaz’dan sonra veyâ hatimden sonra, cemâat nasıl duâ edileceğini, neleri okuyacağını bilemiyordur, onlara öğretmek niyeti ile yüksek sesle duâ etmenin câiz olduğu kitâplarda bildirilmiştir. Hutbede sadece bildirilenler okunur. Bu da türkçe veyâ başka bir dilde değil, sadece arabî olarak okunur. Çünkü hutbe de aynen namâz gibidir. Namâzda nasıl başka bir dille okunmazsa, hutbede de sadece kullanılan dil odur. Hutbede kalkıp da duâ etmek câiz değildir. Hutbeyi bozar. Dünyâ kelâmı olur. Nasıl namâz kılarken dünyâ kelâmı konuşulduğu zamân namâzı ifsâd eder ve bozarsa, hutbeyi de ifsâd eder ve bozar. Kitâplarda bildirilen hüküm budur. Herkes ölecek, toprağın altına girecek, orada hesâbını verecek.

Huşu içinde ibadet edemiyorum. Çeşitli şeyler araya giriyor. Bunun için ne…

[ad_1]

Biz ibâdetlerimizi şartlarına uygun yaparız. Huşû ile ibâdet etme zevkini cenâb-ı Hak ihsân eder. Biz emredildiği şekilde şartlarına uyarız. (Mektûbât) kitâbını okumak ihlâsı artırır. Evliyâ-i kirâmın hayatlarını da okumalıdır.

Hüseyin Hilmi efendiyi “rahmetullahi Teâlâ aleyh” anma programında konuşmacı olacaksınız. Neler…

[ad_1]

Bu vesile ile Onların hayatından birkaç nakil yapalım:

Hüseyin Hilmi Efendiye, “Her din büyüğü kendine bir hadis-i şerifi rehber edinmiş. Siz hangi hadis-i şerifi kendinize rehber edindiniz?” diye sual ediliyor. Cevaben; Kardeşim biz “Helekel müsevvifun hadis-i şerifini rehber edindik” buyurmuşlar. Helekel müsevvifun yani sonra yaparım diyenler helak oldu. Onun için Enver abiler anlatırlardı; “Hocamızın lügatında yarın yok.” Hatta şu misali vermişlerdi; Bir gece yarısı kapım çalındı. Saat gecenin 2’si. Kalktım, baktım kapıda Mübarek Hocamız. Bana dediler ki: “Kardeşim rahatsızlık verdik. Ama ilmihale ilave yaptık. Vefat edebiliriz, bu ilaveyi birine emanet etmemiz gerekti. Bunun için size teslim edersek, bu gece rahat uyuyabiliriz” diye o ilaveyi teslim etmişler. Enver abiler ; “Teslim ettiler ama sonra ben uyuyamadım” diye gülerek anlatmıştı. Dolayısıyla onların lügatında yarın, sonra yaparız yok. Bir günde Hüseyin Hilmi Işık hazretleri Işık Kitabevine teşrif ediyorlar. Daha önce ismi öyleydi, sonraları Hakikat Kitabevi olarak değiştirildi. Bakıyorlar iş yerindeki masanın üzerine dağınık. Ve üzerinde toz var. Hiç oturmuyorlar. Ve “Tozun olduğu yerde (dağınıklığın, temizliğin olmadığı yerde) şeytan olur. Şeytan olan yerde de biz olmayız” deyip, oradan ayrılıyorlar. O kadar hassaslar. Taviz vermiyorlar. Hem oradaki kişiye de ders veriyorlar. Bir daha hatırından çıkmaması, dikkat etmesi için böyle yapıyorlar. Enver Ören abilerde düzensiz, intizamsız şeylere karşı çok hassastılar. Bir masanın yamuk olduğunu, dağınık olduğunu görseler hemen kalkıp orayı düzeltirlerdi. Ve şöyle naklederlerdi: “Peygamber efendimiz aleyhisselâm zamanında cenaze defnediliyor. Eshab-ı kiram efendilerimiz defin işlerini hallediyorlar. O sırada Resulullah efendimiz kabirde bir boşluk görüyorlar. Bizzat kabre inip, o kabirdeki boşluğu düzeltiyorlar.” Talimat verebilirlerdi ama bizzat kendileri indiler ve kabirdeki o boşluğu düzelttiler. Zira bu daha tesirlidir.  O kadar tesirli ki bizim zamanımıza kadar geliyor ve bizde de tesir meydana getiriyor. Şunu şöyle yapın demiyorlar. Varisleri de böyle. Allahü Teâlâ rahmet eylesin, Hüseyin Hilmi Efendiye’de, Enver abilere de. Cenab-ı Hak şefaatlerine nail eylesin. Onların naklettiklerinle, buyurduklarınla amel edebilmeyi hepimize nasip ve müyesser eylesin.

 

Hüseyin Hilmi efendinin “rahmetullahi aleyh” hocası Abdülhakîm Arvâsî hazretleri şâfi’î mezhebinde,…

[ad_1]

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri şâfi’î mezhebinde idi, ama talebesi İbni Âbidîn hazretleri fıkh kitâbı yazdı. İmâm-ı Rabbânî hazretleri de hanefî mezhebinde idi. Kalben yetiştirmesi önemlidir. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri dört mezhebde de mütehassısdı. Hüseyin Hilmi efendiyi de öyle yetiştirdiler. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin bulunduğu Bağdâd ve çevresinde şâfi’î mezhebi daha çok yaygındı. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri de öyle bir bölgeden geldi. Ama dört mezhebi de biliyorlardı. Burada hanefî mezhebini çok iyi bilen bir talebe olması gerekiyordu, Onu da öyle yetiştirdiler. Üstâdının şâfi’î veyâ mâlikî olması değil, Ehl-i sünnet olması önemlidir. Amelde dört mezhebin olması bir ayrılık değil, rahmetdir. Meselâ (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye)de detaylı bilgi verilmiyor ama, ana konularda şâfi’îde böyledir, mâlikîde böyledir, diye onları da bildiriyorlar. Ya’nî bu büyükler dört mezhebde de mütehassıs. Ama kendi, imâm-ı Şafî’î hazretlerinin ictihadına göre amel ediyordu, Hüseyin Hilmi efendi de, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin ictihadına göre amel ediyordu ve hanefî mezhebindedir.

Hüseyin Hilmi efendi “rahmetullahi teala aleyh” hayattayken itiraz eden insanlar, onu…

[ad_1]

Gördüler. İstanbulda, Fatihde, Müstekimzadede komşuları da vardı. Hatta eczaneleri de vardı. Haftada iki gün, pazartesi ve perşembe günleri gider, sokaktakiler görürdü. Çarşamba pazarında alış-veriş yaparken oradaki insanlar görürdü. Hatta o sokağın içerisinde çarşamba günleri pazar kurulurdu. Görmek yetmiyor. Hidâyet cenâb-ı Hakdandır. Meselâ, Hüseyin Hilmi efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh” hazretlerinin, Hakîkat Kitâbevi vâsıtasıyla dünya gönderdiği kitâplarlardan mektuplar geliyordu. Ama bu zâtla aynı sokakta oturan göremiyordu. Allahü teâlâ Hüseyin Hilmi efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh” hazretlerine hoca gönderdi. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin rahle-i tedrisinde yetişti. Dört mezhebde de mütehassıs oldu. İlim ve evliyâlıkda yüksek derecelere kavuştu. O gözle bakan istifâde etti. Bu, kıyâmete kadar böyledir.

Hürmeti müsahere nedir? Bundan çok korkuyoruz. Neler söylersiniz?

[ad_1]

Bu kolay kolay olacak bir hadise değildir. İşi vesveseye vardırmamalıdır. Hürmet-i müsahere; (Karşı cinse, şehvetle dokunmakla veya şehvetle ön avret yerine çıplak olarak bakmakla hâsıl olan duruma, hürmet-i müsahere denir. Bir erkek, bir kadının herhangi bir yerine şehvetle dokununca, o kadının neseple veya sütle olan anası ve kızlarıyla, o erkeğin evlenmesi haram olur. Şehvetle dokunan kadınsa, o erkeğin neseple veya sütle olan babası ve oğullarıyla, o kadının evlenmesi haram olur. Kadın için, oğlu, damadı, babası ve kayınpederi; erkek için ise, kızı, gelini, annesi ve kayınvalidesi dışında, başka biriyle hürmet-i olmasının nikâha zararı olmaz. Mesela, bir erkek, kayınvalidesinin elini öperken şehvetlense, hürmet-i müsahere vaki olur. Hanımı kendisine ebedi haram olur. Bir gelin de kayınpederinin elini öperken veya başka şekilde dokununca şehvet hâsıl olursa yine hürmet-i müsahere hâsıl olur. Yani bu kadına kocası ebedi haram olur. Bir baba ile kızı veya torunu yahut bir anne ile oğlu veya torunu arasında hürmet-i müsahere olursa, karı-koca birbirine ebedi haram olur. (Bezzâziyye). Tekrar edelim: Bunun olması çok zordur. En ufak bir şey de kafaya takıp, vesvese yapmamalıdır. Diyelim ki, oldu. O zamanda çıkış yolu var. Nikâhta Şafii mezhebi taklid edilir, böylece mesele kalmaz…