İstanbul’dan Konya’ya giden öğrenci namazlarını nasıl kılar?

[ad_1]

Hanefi mezhebinde 15 günden az kalınan yerde seferi olunur. Konya’ya 15 günden az kalmak niyetiyle gidiliyorsa, (orada evi bile olsa) seferi olur, yolda ve Konya’da 4 rekâtlı farz namazları 2 rekât olarak kılar. Eğer ki 15 günden çok kalmak niyetiyle mesela 1 aylığına gidiyorsa, sadece yolda seferi olur. Konya’da ise mukim olur, namazları kısaltmadan kılar.

Israrla (Mektubat) kitabını okumamızı tavsiye ediyorsunuz. Ben okudum çok faydasını gördüm.…

[ad_1]

Harâmlardan, mekrûhlardan uzaklaştırır ve ihlâsı artırır. Mutlaka fâidesini görürsünüz. Yüzünüzü âhirete çevirir. Böyle bir kitâbı da tercüme eden, Hüseyin Hilmi efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, çok yüksek bir zâttır. Bunu türkçeye aktarıyor. Çünki, Hüseyin Hilmi efendi nin “rahmetullahi teâlâ aleyh” hocası Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleridir. (Mektûbat)daki, İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hazretlerinin murâdını kavrıyor ve bunu türkçeye aktarıyor. Okuyan da, feyze kavuşuyor.

İşrak vaktinde iki rek’at tnamaz kılanın, bütün günâhları afv olur şeklinde…

[ad_1]

Tabiî, aynı şey olur. Fakat, bütün günâhlar derken kendisi ile Allahü teâlâ arasında olandır. Yoksa beş vakt namaz kazaya kalmışsa, kaza etmedikçe afv olmaz. Oruç kazaya kalmışsa tutmadıkça, fidyesini vermedikçe afv olmaz. Zekât borcu varsa, kul hakları varsa, bunları ödemedikçe afv olmaz. Bunların fıkh kitâblarında detaylı bilgileri var.

İsrâil mallarını almamamız gerektiğini söylüyorlar. Bu konuda neler söylersiniz?

[ad_1]

Tercih size âiddir. Kullanırsınız, kullanmazsınız. Ayıplamaya kalkıldığı zamân ne kullanılacak. Şu İngiliz malı, şu Fransız malı, şu Amerikan malı, şu İtalyan malı… onları çıkardığınız zamân elde avuçta bir şey kalmayacak. Mâdem ki bu ağrımıza gidiyor, onların kalitelerini yapıp, onu pazardan silelim. Yapılacak iş bu. Biz hâkim olalım, biz çalışalım, biz hükmedelim. Küsmek sûretiyle ele bir şey geçmez. Bunun içinde yapılacak iş, bunları kendimizin îmal etmesidir.

İsraf konusunda bilgi verir misin? Mesela giydiğimiz elbisenin bir yeri delinince…

[ad_1]

Türkiyede refah seviyesi yükselince, geçmiş unutuldu. Çok enterasan bir varlığız. Hemen elimize birazcık imkânlar geçiverince, daha önceki hâlimizi unutuyoruz. Unutunca da, artık ölçü kantar falan kalmıyor. Bu çoğrafya üzerinde kıtlıklar yaşandı. Eğer biz azıtırsak, cenâb-ı Hakkın verdiği nimetlerin kadir ve kıymetini bilmezsek, cenâb-ı Hak bunu elimizden alır.

 

Sizin sorduğunuz şekilde yapmak, isrâf olur. Bunları çöpe atmaktansa, olmayanlara ulaştırmalıdır. Elbiseyi, ev eşyasını.. ne ise, bunlardan deforme olmuş olanları, kullanabilecek yere verilirse, isrâf olmaz.

 

Bu gün alt yapı göçmüş, elimizdeki imkânlar çok geniş, dolayısıyla elimizdekine de kanat etmiyoruz, bir başkasınınkine bakıyoruz. Bunun sonu yok ki.

 

Biz elimizden geldiği kadar kullanabilenlere vereceğiz ve dînimizin yasak ettiği o isrâf günâhından kendimizi kurtarmaya çalışacağız.

İsminin sonu (Baba) ile biten bir çok türbe var. Bunların içinde…

[ad_1]

Bazılarını Osmanlılar zamânında da muhâfaza etmişler. Belki orada hiçbir şey yok. İsimleri, cisimleri olmayan yerlere pek itibâr etmemelidir. Müslimân mezârlığı arasında ise hüsn-i zan edilir, duâ edilir ve geçilir gidilir. Meselâ Eyyûb Nişâncasında, Haydar Baba var. O mubârek bir zatdır. Nalıncı Baba var. Bunların ismi belli, vefat ettiği zaman dilimi belli ve itikâdları bellidir. Evliyâ oldukları tescîllidir ve hayat hikâyeleri mevcûddur.

İsmin ağır gelmesi diye bir şey var mıdır?

[ad_1]

Yanlış değildir. Çocuğa Muhammed ismi konduğu zaman ek isim konur. Orada Peygamber efendimizin ismi olduğu için, Onu muhâfaza için konur. Ecdadımızda bunu Mehmed ismi ile kullanmış. İkinci bir isim konunca ağır gelmez.