[ad_1]
Hayır, vaz geçmeyeceksiniz, yapacaksınız. Nefs zaten onu söyler. Bununla övünmedikçe hiçbir şey olmaz. Niyetin bozuk olduğunu anlayınca hemen düzeltiriz ve yapmaya da düzeltiriz.
[ad_1]
Hayır, vaz geçmeyeceksiniz, yapacaksınız. Nefs zaten onu söyler. Bununla övünmedikçe hiçbir şey olmaz. Niyetin bozuk olduğunu anlayınca hemen düzeltiriz ve yapmaya da düzeltiriz.
[ad_1]
Ehl-i sünnet itikadında olan, namazını kılan, Allahü Teâlâ’nın emir ve yasaklarına saygı gösteren, bize Allahü Teâlâ’yı ve O’nun emirlerini hatırlatan, dinin emrine uygun olmayan bir şey gördüğünde bizi uyaran kimsenin iyi bir arkadaş olduğu anlaşılır. Bunun yanı sıra bazı hataları olabilir. Zaten ehl-i sünnet âlimleri “Kusursuz dost arayan, arkadaşsız kalır” buyuruyorlar. Ölçü; Allahü Teâlâ’dan korkmasıdır. Korkan kimse mahlûkata eziyet edemez. Yalan söyleyemez, kibirlenemez. Büyüklerimiz; “kork Allahü Teâlâ’dan korkmayandan” derlerdi. Zira Allahü Teâlâ’dan korkmayan her türlü kötülüğü yapar. Zira onu durduracak hiçbir şey yok.
[ad_1]
Ramazân-ı şerîfin başından sonuna kadar, ne zamân istenir ise, câmiye girerken, (Niyet ettim itikâfa) diyerek içeri girilir. Yatmak ve yeme-içme hepsi orada olur. Gece gündüz hep câmide kalır ve ibâdet eder. Buna itikâf denir. Bilhassa Ramazân-ı şerîflerde sünnetdir, buyuruluyor. Diğer zamânlarda da itikâfa niyet edilerek câmiye girilince, orada yatılabiliyor, konuşulabiliyor. Ama itikâfa niyet edilmeden, dünyâ kelâmı konuşulursa günâhı çok fazladır. Ama esas itikâf, Ramazân-ı şerîfde yapılan bir ibâdetdir, sünnetdir. Mescidde, câmide, hepsinde olur.
[ad_1]
Namazı kazaya bırakmak değil, öncelikle onu vaktinde edâ etmek lâzım. Bütün şartların hepsini zorlamak lâzım. Namazı kazaya bırakmak, çok büyük günâh. Bunun için, hangi şartta olursa olsun, namaz kılınacak.
[ad_1]
Kılınır, cemaatle bile kılınabilir. Arada perde var.
[ad_1]
Cenâb-ı Hak, tanınmayı murad etti. Bunun için de, yarattığı mahlûklar içerisinde Kendini bilecek, tanıyacak kapasitede, şuûrda, insanı yarattı. Ona da, Peygamberler gönderdi.