Kadir gecesi geçti mi?

[ad_1]

Peygamber efendimize “aleyhissalâtü vesselâm”, hazret-i Âişe “radıyallahü anhâ” vâldemiz soruyor: Yâ Resûlallah! Kadr gecesi ne zaman? (Onüçüncü gecesiydi, geçti) buyuruyorlar. [Bütün alâmetler belli idi]. Böyle Kadr gecesinin isâbet ettiği geceler de (meselâ onüçüncü geceye daha önce isâbet ediyor) kıymetlidir. Yirmyedinci geceye de çok isâbet etmiştir. Yirmyedinci gecenin ayrı bir önemi var, bir de Kadr gecesi isâbet etmiştir. Hatta Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, hazret-i Âişe “radıyallahü anhâ” vâldemize, (Üzülme. Yirmiyedinci gecesini ihyâ edersin). Her geceyi Kadr, her gördüğümüzü de Hızır bilirsek kaçıt söz konu olmaz. Dolayısıyla her geceyi ihyâ edenler de, (onüçüncü geceye isâbet etmiş ise) Kadr gecesini ihyâ etmiş olur.

Kaderin ne olduğu konusunda vesvese ediyorum. Kader nedir? Anlatır mısınız?

[ad_1]

Kader, Allahü teâlânın ezeldeki ilmidir. Kader, ilm-i mütekaddimdir, cebr-i mütehakkim değildir. İlm-i mütekaddim, Allahü teâlânın sonsuz öncelerden bilmesidir. Cebr-i mütehakkim, zorla yaptırdığı değildir. Yani, Allahü teâlâ, kuluna akıl ve irâde vermiştir. Kul, bunun neticesinde, bir tercihte bulunur ve bu tercihi neticesinde de, Allahü teâlâ onun isteklerini, taleplerini yaratıyor. 

 

Kader, yazılan senaryoyu oynamak mıdır?

[ad_1]

Hayır, değildir. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin, çok güzel bir ta’rîfi var: Kader, (İlm-i mütekaddim)dir, (cebr-i mütehakkim) değildir, buyuruyorlar. Ya’nî, Allahü teâlânın sonsuz öncelerden bilmesidir, zorla yaptırması değildir. Dolayısıyla, Allahü teâlâ insanlara tercîh gücü vermiştir.

Kader ve kulun tercihleri hakkında bilgi verir misiniz?

[ad_1]

İnsanın zihninde soru işareti olduğu zaman okuyarak, sorarak onu izâle etmesi lâzım. Kader, Allahü teâlânın ezeldeki bilgisine denir. Kader, (İlm-i mütekaddim)dir, yani cenâb- Hakkın sonsuz öncelerde bilmesidir. Herşeyi biliyor. İlmi ezelidir. Hiçbir şeyden gâfil değildir. Herkesin neyi tercih edeceğini biliyor.

Allahü teâlâ insanın diğer mahlûklardan farklı yaratmış, tercih ve akıl vermiş. Sorumlu tutmuş. Yaptıklarına göre Cennet veyâ Cehenneme gideceklerdir. Cehenneme gittikleri zaman azab görecekler, Cennete gittikleri zaman da nimetlere kavuşacaklardır. Bizim mes’ul olma noktamız, o tercih noktasındadır. Tercihde cebir, zorlama yoktur. Biz, Allahü teâlânın bilgisi içerisinde yaptıklarımızdan sorumluyuz.

Kader konusunda, insan kendisi mi tercih ediyor?

[ad_1]

Kader, Allahü teâlânın ilm-i ezelîsidir. İlm-i mütekaddimdir. Allahü teâlânın sonsuz öncelerde bilmesidir. Ama kullarına zorla yaptırması değildir. Allahü teâlâ kuluna akıl, irâde verdi. İnsan tercih eder. Evlenirken, bir iş yaparken, bir şey konuşurken…, hep tercihte bulunur. Bu tercihlerini de yaratan cenâb-ı Hakdır. Ama insan tercih ettiği için de, günâha da kendisi girer, sevâba da kendisi kavuşur.

Kade-i ulada, [ilk oturuşta] tehiyyattan sonra (Allahümme) dersek, secde-i sehiv gerektiğini…

[ad_1]

Dört rekatlı farz namazların ilk oturuşunda tehiyyattan sonra (Allahümme) desek bile secde-i sehiv gerekir. Salli-barik dualarını okusak da secde-i sehiv gerekir. Hanefi mezhebine göre, ilk oturuşta tehiyyattan başka bir şey okunmaz. Okunduysa, vacib terk edilmiştir, secde-i sehivle kurtulur. Çünkü bir namaz kılınırken veya ibadet yapılırken, ibadetlerin farzları yani ana temel direkleri yerine gelmiş ise o ibadet sahihtir. Şartlarına uymuştur. Eksiği var ama ahirette bu kimseye, bu ibadeti niçin yapmadın denmez. Namazın farzlarından birisi terk edilmiş ise bu namazı iâde etmek farzdır. Namazın vaciblerinden birisi terk edilmiş ise bu namazı iâde etmek vacibtir. Namazın sünnetlerinden birisi terk edilmiş ise bu namazı da iâde etmek sünnettir, buyruluyor. Bu zamanda, bizim gibilerin sünnetleri kılarken devamlı kazaya niyet etmesi en güzelidir.