Kadın başı açık olarak dışarı çıksa, abdesti bozulur mu?

[ad_1]

Sadece başı açık olarak sokağa çıktığında abdesti bozulmadığı gibi, erkek de kadın da, uryân (çıplak) olarak da çıkmış olsa ne gusül abdesti, ne de namaz abdesti bozlur. Çünki guslü ve abdesti bozan hâllerden değildir. Günâh olur, o ayrı.

Kadiri tarikatı hakkında bilgi verir misiniz?

[ad_1]

Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin “kuddise sirruh” isimleri sebebi ile kendisine izâfe edilmiş. Tarîkat isimleri, belli bir zâtın
ismine izâfeten verilegemiş. Ama aslında evliyâlık yoludur. Hazret-i Ali “radıyallahü teâlâ anh” vâsıtasıyla, Peygamber efendimiz
“aleyhissalâtü vesselâm”, hazret-i Alinin kalbine akıttığı o nurlar, hazret-i Ali ““radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden sonra
evlâdlarından [Hazret-i Fâtıma “radıyallahü teâlâ anha” da buna dâhildir] sonra meselâ Ca’fer-i Sâdık hazretleri [Ehl-i beytin on
iki imâmındandır] vâsıtasıyla, sonra Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin “kuddise sirruh” vâsıtasyla bütün dünyâya hepsi hazret-i
Alinin mübarek kalbinden akan nurlar vâsıtasıyla yükselmiştir. Kıyâmete kadar evliyâlık yolunda yükselenlere ana trafo olarak
aynalık yapacak, buyruluyor. Bu yolda [evliyâlık yolunda] yükselen, meselâ İstanbulda Azîz Mahmûd-i Hüdâî hazretleri, Merkez
Efendi, Sümbül Sinan hazretleri gibi zâtlar hep bu yolda yükselmişler. Zamanla kendi yollarındaki bazı büyüklerin usülleri sebebi
ile farklı isimler almış. Ama Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin ismi ile beraber devam eden o yolun esasları, günümüze kadar
isim olarak gelmiş.

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü anh” vâsıtasıyla da, Resûlullah efendimizin mübârek kalbinden akan nurlar bir silsile
yoluyla hep devam etmiş. Ca’fer-i Sâdık hazretlerinin bu yolu da ana trafodur. İmâm-ı a’zam hazretleri de onun sohbetinde
kemâle gelmiştir. Daha sonra meselâ Behâüddîn-i Buhârî hazretleri ile Nakşibendiyye diye anılagelmiştir. Ama bu yolun ismi de
nübüvvet yolu diye bildiriliyor. Bu yolda yetişenler, yanî hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin kalbi ile
gelen yoldan yetişenler de evliyâdır. Bunlarda vilâyet yolundakilerdeki gibi kerâmet gözükmez. Ancak bunları tanıyanlar bunların
kerâmetlerine şâhit olabilirler. Bunların vazîfesi de sünnet-i seniyyeyi, yanî islâmiyyeti yerleştirmek, yaymak diye anlatılıyor.

Bu isimler bugün kullanılıyor. Ama ne mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin buyurduğu şekilde, ne Şâh-ı Nakşibend
Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin buyurduğu şekilde hareket ediliyor. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin de hayatı ve kitâpları
meydandadır. Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin de hayatı ve buyurdukları da meydandadır. Bugün meselâ, Mevlevîlik adı altında,
mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin talebelerini yetiştirme konusundaki o usülleri sebebi ile o isimle anılagelmiştir. Mevlana
Celaleddin-i Rûmi hazretlerinin anlattıkları, tavsiye ettikleri, yaptıkları nerede ve bugün Mevlevîlik olarak icrâ edilenler nerede?

Kâdirîyim demek, Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin yolundayım demek, onu seviyorum demek, onun bildirdiğine itâat eden,
bildirdiklerini kabul eden demektir. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin (Fütûhülgayb) kitâbındaki hadîs-i şerîfte, (Kazaya kalan
namâz borcu olan kimsenin sünnetleri kabul olmaz) buyuruyor. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin ismini kullanarak yanlış yola
gidiliyor ve yanlış yol, kâdirîlik perdesi altında gizleniyor. Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri başımızın tâcıdır. Ama o ismi kullanarak
sahtekârlık yapanlara söylüyoruz. Yanî, hakkı bâtılı ayırt edemeyenlere söylüyoruz. Kâdirîyim demekle Kâdirî olunmaz ki. Meselâ,
yüksek sesle zikir, Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin yolunda da, mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin yolunda da yoktur.
…bî leb-ü bî gâm mîgû, nâm-ı Rab! diye biten bir beyti var. Dilini damağına yapıştır ve Rabbinin ismini gizlice söyle!

Abdülkâdir-i Geylâni “kuddise sirruh” hazretlerinin yolunu sen değiştireceksin, adına da Kâdirî diyeceksin. Veyâhut da Şâh-ı
Nakşibend Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin yolunu değiştireceksin, adına da Nakşî diyeceksin. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
hazretlerinin yolunu değiştireceksin, adına Mevlevîlik diyeceksin. Yarın âhirette sâhip çıkarlar mı, senden davacı olmazlar mı?
Elbette ki olacaklar. Onun için öncelikle Ehl-i sünnet âlimleri tarafından yazılan hayatlarını okumak gerekir. Hatta bu konuda,
Türkiye gazetesinin okuyucusuna vermiş olduğu (Evliyâlar Ansiklopedisi) diye kitâplar var. Meselâ Abdülkâdir-i Geylâni “kuddise
sirruh” hazretlerinin hayatı uzun uzun anlatılmış. Oradan bir okumak gerekir. Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri kimdir, yolu nedir,
ne istemiştir, ne tavsiye etmiştir? Onu okuduktan sonra bir de Kâdirî ismini kullananlara bakalım, uyuyor mu, uymuyor mu?
Ondan sonra yine Türkiye gazetesinin okuyucusuna vermiş olduğu (Evliyâlar Ansiklopedisi)nde, Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin
hayatı var. Nakşîlik ismini kullanarak yaptıkları, o zâtın hayatında var mı? O zât nasıl yaşamış, ne bildirmiş? Mevlânâ Celâleddîn-i
Rûmî hazretlerinin hayatında da ney var mı, def var mı, semazen var mı, dümbelek var mı, sazlı cazlı şeyler var mı, ilâhiler
okunmuş mu?

Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri Ehl-i sünnetdir. Başlangıçta şâfiî mezhebinde idi, sonra hanbeli mezhebi zayıflayınca hanbeli
mezhebine geçti. Bu zâtların şâfiî, hanbeli mzhebine ittibâ etmeleri teberrükendir ve o zâtların isminin unutulmaması içindir.
Yoksa Abdülkadir-i Geylani “kuddise sirruh” hazretleri de ictihâd makâmında idi. İctihâdları önce imâm-ı Şâfiî hazretlerinin,
sonra imâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretlerinin ictihâdlarına uygun düştü, buyruluyor. Böyle büyük, yüksek bir zâtdır. Onları bizim
anlamamız mümkün değildir.

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri de evlâd-ı Resûldür. Bir gün talebeleri sormuşlar. Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri mi, İmâm-ı
Rabbânî hazretleri mi? diye sormuşlar. Mübârek 3-4 saat Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerini anlatmış. (Bir bu kadar daha anlatsak,
yine onların büyüklüğünü bizim ifâde etmemiz mmkün değildir. Ama biz İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin âşığıyız) buyuruyorlar.
Dolayısıyla onlar islâmın kaleleridir. Evliyâlığın, kıyâmete kadar ana trafosudur. Böyle mübârek bir zâtdır. Ama onların yolu, Ehl-i
sünnet âlimlerinin bldirdiği yoldur. O yoldan ayrılıp da, o mübârek zâtın ismini kullananı helâk eder.

Kadir, Kudret gibi isimler, Allahü teâlânın sıfatları olarak geçiyor. Bunları insanlara…

[ad_1]

Kullanılabiliyor. Çünkü Allahü teâlâ, Kadir, Kudret [gücü yetmek anlamında] kullarına da vermiştir. Ganiyy olmak, yaratmak ve kibriyâyı [büyüklük] hiçbir kuluna vermemiş. Bunun dışındakiler kullanılabilir.

Kadir gecesi hakkında bilgi alabilir miyiz?

[ad_1]

Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyorlar ki, (Allahü teâlâ rızâsını tâatde, yani ibâdetlerde; gadabını günâhlarda, harâmlarda, mekrûhlarda; orta namâzı [salât-ı vustâ diye geçiyor] beş vakit namâzın içersinde; Evliyâsını insanların arasında; Kadir gecesini de Ramazân ayı içerisinde gizlemiş). Onun için Ramazân-ı şerîfin her gecesini Kadir gecesi bilmelidir. Hatta atalarımızın bir sözü var, (Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil) diye. Kârımız olur, zarârımız olmaz. Bu gece, nasîb olursa yirmiyedinci gecesi. Peygamber efendimize “aleyhissalâtü vesselâm”, Eshâb-ı kirâmdan birisi gelmiş. Demiş, Yâ Resûlallah! Kadir gecesi ne zamân? (Birinci gecesiydi geçti) buyurmuşlar. Bir başka Ramazân-ı şerîfte (Üçüncü gecesiydi, geçti). Bir başkasına, (Onyedinci gecesiydi, geçti) buyurmuşlar. Zâten şâfi’î mezhebinde onyedinci gecesidir. İmâm-ı Şâfi’î hazretlerinin ictihâdı öyle. İmâm-ı Şa’rânî hazretlerinin ictihâdına göre, (Ramazân-ı şerîf pazartesi başlarsa, Ramazân-ı şerîfin yirmibirinci gecesi Kadir gecesi olur. İsâbet edebilir, mutlak kesin değil bunlar. Olabilir. Ama bütün bunlara rağmen, Ramazân-ı şerîfin yirmiyedinci gecesi de Kadir gecesi olabilir. Ama Kadir gecesi yirmiyedisine isâbet etmese bile, yirmiyedinci gecenin ayrı bir husûsiyyeti var. Üstünlüğü var. Meselâ Peygamber efendimize “aleyhissalâtü vesselâm”, geçtiyse ne yapalım diye sorulduğu zamân buyuruyorlar ki, [hazret-i Âişe valdemiz de buyuruyor], (Yirmiyedinci gecesini tes’îd edin, [yani kutlayın] orada ibâdet yapın).
Peki, Kadir gecesinde yapılacak en kıymetli ibâdet nedir? (İlim öğrenmek) buyuruyorlar. [yani herkese lâzım olan fıkh bilgileri] Oturup, Allahü teâlânın dîni hakkında birazcık meşgûl olmak. Meselâ bir hadîs-i şerîfde geçiyor da, Peygamber efendimiz buyuruyorlar ki, (Kadir gecesinde bir kerre Kadir sûresini okumak, başka zamânda Kur’ân-ı kerîmi hatm etmekten daha sevâbdır. Kadir gecesinde bir tesbîh [yani sübhânallah demek], bir tahmîd [yani elhamdülillah demek], bir tekbîr [yani Allahü ekber söylemek], yediyüzbin tesbîhden, tahmîdden, tekbîrden daha kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [yani az bir zaman] namâz kılmak, ibâdet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir). (Tefsîr-i Mugnî)de geçiyor bu hadîs-i şerîf. Böyle kıymetli bir gece.
Allahü teâlâ da, Peygamber efendimize, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyuruyor. Çünkü Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimize kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri sâlih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsân etti, buyruluyor. Bunu da imâm-ı Mâlik hazretleri haber veriyor. Hatta Peygamber efendimiz, (Benî-Îsrâîl Peygamberlerinden seksen yıl Allahü teâlâya ibâdet eden oldu) buyurunca, Eshâb-ı kirâm hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrâîl “aleyhisselâm” gelip: (Yâ Resûlallah! Senin ümmetin bu Peygamberlerin, seksen yıllık ibâdetine şaşarlar. Allahü teâlâ sana ondan iyisini gönderdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayrlıdır) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu. Dolayısıyla böyle önemli ve mühim bir gece. Velev ki, Kadir gecesi olmasa bile yirmiyedinci gecenin, apayrı üstünlüğü, husûsiyyeti var. Bu geceden gâfil olmamalı. Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm”, hazret-i Âişe valdemiz sorduğu zamân ümmetinin okumasını tavsiye buyurduğu duâ var. O duâ da: (Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül’afve fa’fü annî). Kadir gecesinde bunu sık sık okumalı. (Yâ Rabbî! Sen affedicisin, kerîmsin, affı seversin, beni de affeyle!) demektir.