Kadın kocasından izinsiz bir yere çıkamaz mı?

[ad_1]

Evlilik zuhûr edince, ne erkek benim dediğim olur diyebilir, ne de kadın benim dediğim olur diyebilir. Çünkü ikisi de Allahü teâlânın ayrı ayrı kuludur. Evlenirken, evlendiği hanım onun hizmetçisi değil, kölesi de değil. Kadın, beyinden izinsiz olarak komşularla olsun veya diğerleriyle olsun görüşmesi caiz değildir. Ama komşular sâlihse erkeğin ona izin vermesi gerekir. Yoksa, (Efendim ben izin vermiyorum, benim dediğim olacak falan…) bir müddet sonra ne olur, sinir hastası olur. Neticesi bu yani. Benim dediğim değil, Allahü teâlânın dediği.

Kadın kocasına, (Sen Allahü tealadan korkmaz mısın) dese, kocası da, (Ben…

[ad_1]

Böyle söyleyen kocanın imânı gider. İmân gidince nikâh da gider. Böyle
durumlarda pişman olup, tövbe edilirse, imân geri gelir. (İslâm Ahlâkı)
kitâbının, 447. sayfasındaki tecdid-i imân duâsı iki kişinin yanında o duâ
okunur ve o iki kişinin yanında, (Öteden beri nikâhım altında bulunan
zevcemi, onun tarafından vekîl olarak ve tarafımdan asîl olarak kendime tezvîc etdim) der ve (Allahümme inni üridü en üceddidel imane vennikahe tecdiden bi-kavli la ilahe illallah Muhammedün resûlullah) duâsı okunur ve onlar da şahit olur. Böylece hem imân, hem de nikâh yenilenir. Burada talâk olmadı, bağ kopmadı, imân gittiği için nikâh gitti. Tövbe edince tekrar geri geliyor, üç bağ duruyor.

Kadın erkek eşit. Peki, niçin erkeklere dört kadın ile evlenmesine izin…

[ad_1]

Kadın erkek eşit değildir. Erkekler bile kendi aralarında eşit değildir. Farkı yaratılmıştırlar. Kadın kullar farklı, erkek kullar farklı yaratılmışlar. Dörde kadar izindir, ruhsat vardır. Başlangıçta teşvik vardı. Müslümânların artması için, Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, Eshâb-ı kirâmı teşvik ediyordu. Onlar, evlendiği hanımların hak ve hukukunu koruyordu. Neslin çoğalması için kullanılmıştır. Yoksa orada hakâret için değildir. Nikâh akdi söz konusu olduğu zaman, hepsi aynı haklara sahiptir. Hicri ikiyüz yılına kadar teşvik edilmiş. (İkiyüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafîfülhâz olandır) buyurdular. (Zevcesi ve çocuğu olmıyandır).

Zamanımızda bu hakları bilen erkek olmadığı gibi, bu hakları bilip de buna tahammül eden de kalmamıştır. Bugün müslümân bir kadın bile, kocasının zinâ ettiğine rızâ gösteriyor, evlenmesine rızâ göstermiyor. Kadınların nüfusu arttığı zaman, onun bunun oyuncağı olmaması, metresi olmaması, orada burada heder olmaması, ahlâksız erkeklerin elinde oyuncak olmaması için, islâmiyyet bir koruma kalkanı olarak onu bildirmiştir. Bugün bir erkek, bir kadının bile haklarına riâyet edemiyor. Bir kadın aynı şekilde bir erkeğin hak ve hukukuna riâyet edemiyor. Burada kadın, ikinci plana atılmış olmuyor.

Erkeğin, kendisinin, hanımının, çoluğunun çocuğunun hak ve hukukunu korumak, dinlerini öğretmek, nafakalarını temin etmek yükü, erkeğe verilmiştir. Kadın çalışmak mecburiyetinde değildir. Ev işlerinde bile çalışmak mecburiyetini dînimiz getirmemiş. Evet, mecburiyet getirmemiş, ama o da ev işlerini yapmayacak olursa kocası da nafaka konusunda ona göre muamele eder, ifadesi kitâplarda mevcuttur. Dolayısıyla kadın, erkek eşit değildir. Erkekler de, kadınlar da kendi aralarında bile eşit yaratılmamış. Erkek, erkek olarak, kadın da kadın olarak mükemmel yaratılmıştır. Bunlar birbirleri ile eşit değildirler. Cenâb-ı Hak ayrı ayrı özellikler vermiş. Allahü teâlâ böyle emretmiştir, buna hiç kimsenin itirâzı söz konusu değildir.