Mehr-i müeccel ve mehr-i muaccel nedir?

[ad_1]

Mehr-i müeccel, ileride verileceklerdir. Mehr-i muaccel [meselâ, nişan zamânında verilen yüzük, küpe mehrdir denildiği zamân] peşin verilendir. Müeccel bir altından aşağı olmaz. Meselâ dedelerimizin zamânındaki onbir Reşâd altın, büyüklerimizin sünneti hâline gelmiş. Dolayısıyla onbir Reşâd altın mehr-i müeeccel ile olabilir.

Mehr-i muaccel ile mehr-i müeccel ne demektir, arasında bir fark var…

[ad_1]

Muaccel, acele edilmiş, peşin verilmiş olanlardır. Müeccel, ileride vereceğidir. Ölünceye kadar verebilir. Hanımı ölmeden önce veremeyen, mirâscılarına verir. Yoksa âhirette alır. Tersi de olabilir, koca vefât edebilir. (Hanımıma .. altın lira mehr-i müeccel borcum var) diye yazacaktı. Mirâscları da bunu verir.

Nikâh akdi yapılırken, (Aranızda mâlum olan mehr-i muaccel ile) der. Onlar da, nişanda, düğünde taktıklarımız mehir idi der ve tescillenir. Düğünde erkek tarafından gelenler erkeğin, kız tarafından gelenler de kızındır. Bazı şeyler de âdete bağlıdır.

Anne baba evlâdına, evlâd anne babaya, erkek hanımına, kadın kocasına bir şey hediye ettiği zaman bunu geri isteme hakkı yoktur. O sıhhıyet, o nikâh akdi buna mânidir.

Ecdâdımız mehri, Reşat altın üzerinden kullanmışlar. Burada da ihtiyatlı hareket etmişler. Bir altın 7.2 gramdır. Onüç adet ve daha fazla olursa otomatik olarak o kız zengin oluyor. Zengin olunca da ilk kurban bayramında kurban kesmesi vâcib, zekât vermesi farz oluyor. Onun için onbir adette tutmuşlar. Onbir adet olunca kız zengin olmuyor. Dâmâdın borcu, kızın da alacağı oluyor.

Evlendikten sonra mehr-i müecceli kız, erkeğe hediye edilebilir. Fakat, o mehir için en helâl, en tayyib olandır buyuruluyor. (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) kitâbında da yazıyor, bir hastalık, sıkıntı gelirse, hanımdan mehir parası alınır ve kullanılır. Mehir parası helâl ve tayyib olduğu için onlarla yapılan şeyle şifâ gelmesi daha kolay olur. Allahü teâlânın razı olduğu bir şeyle hareket edilince, cenâb-ı Hakkın rahmeti harekete geçer. Onun için, hediye ederse bile hepsini ettirmemelidir, kenarda tutmalıdır. Günü gelince lâzım olabilir. Mehr-i müeccel taksit taksit de verilebilir.

Mehmed Emîn-i Tokâdî hazretlerinin kabr-i şerîfi nerededir?

[ad_1]

İstanbulda, Zeyrek denilen mevkı’ var. Fatih ile Eminönü arasındadır. Saraçhaneden gelen, Unkapanına giden bir yol var. Aksaray tarafından geliniyorsa, imç blokları sağ tarafımızda kalır. Unkapanı köprüsünden Saraçhaneye doğru çıkılıyorsa, sol tarafımızda kalır. Bu imç bloklarının karşısındaki, hazîrenin içindedir.

Mehdi aleyhisselam doğdu. Yirmialtı yaşında, fakat kendisinin mehdi olduğundan haberi yok…

[ad_1]

Uydurmuşlar. Seyyid olacak. Peygamber değil, velidir. Biz onbeşinci asırdayız. O, yirminci asırda gelecek.

Medeni amca ve Habil amca hakkında bilgi verir misiniz?

[ad_1]

Medeni amca seyyidir, evlâd-ı Resûldür. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin torunlarındandır. Âhirete intikâl etmiştir.
Habil amca, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin talebelerindendir. Onlara genellikle kendi aralarında ehibba tâbiri kullanılıyor. Habil amca da (Allahü teâlâ rahmet eylesin) vefât etmiştir. Bunlar, Allahü teâlânın dînini doğru olarak öğrenmiş, öğrendikleri ile amel ederek bu dünyadan ayrılmışlarıdır. Biz de o büyüklerin yolunda bulunarak, onların bildirdiği şekilde doğru bilgileri öğrenerek son nefesde imân ile âhirete gitmeyi bizlere de cenâb-ı Hak nasib eder, inşâallahü teâlâ..

Meal okumak günah mıdır?

[ad_1]

Meâl okumak çok tehlikelidir. Meâl de okumuyorlar, tercüme okuyorlar. Çünkü Türkiyede meâl yok. Meâl diye ortaya sürenler de, kendi indî görüşlerini anlatıyorlar. Allahü teâlânın murâdı anlatılmıyor. Meselâ, (Tefsîr-i Mevâkıf) meâldir. Osmânlıcadır. Okunabilir, ama piyasadakilerin hiçbirini tasvib etmeyiz. Hele bir araya gelindiği zaman, böyle meâl okuyarak, Kur’ân tercümesi okuyarak din öğrenilmez. Bu, mezhebsizlerin takip ettiği bir yoldur. Hadîs-i şerîflerden de din öğrenilmez. Çünkü âyet-i kerîmede, murâd-ı ilâhi söz konusudur. Yani Allahü teâlânın, o âyet-i kerîmede neyi murâd ettiğini biz bilmiyoruz. Dolayısyla oradaki murâdı, Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” hadîs-i şerîfle açıklıyor. Hadîs-i şerîfler, Kur’ân-ı kerimin tefsiridir. Hadîs-i şerîfler de belli bir noktaya kadar açıklıyor. Ondan sonra müctehid âlimler devreye giriyor.

(Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) veyâ (İslâm Ahlâkı) mutlaka okunmalıdır.