Mektubatta üç tane kıymetli kitaptan bahsediliyor. Bu kitaplara ulaşıp okuyabilir miyiz?

[ad_1]

İmâm-ı Rabbâni “kuddise sirruh” hazretleri o zamanda bulunan kitâplardan, bir araya geldiğiniz zaman şunu şunu okuyun buyuruyorlar. Şu anda, İmâm-ı Rabbâni “kuddise sirruh” hazretlerinin buyurdukları dâhil, bir araya toplanmış kitâp olarak (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) var. Artık onlara gerek yok. Zaten o bahsedilen kitâplar da arabî kitâplardır.

Mektubatın ikinci ve üçüncü cildin neden tamamı değil de bir kısmı…

[ad_1]

İkinci ve üçüncü cildi ağırdır. Hatta Hüseyin Hilmi efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, birinci cildinin ilk yirmiibir veyâ yirmiüç mektûbunu çıkarmışlardı. Çünkü orada hocasına arz var. Bereketlenmek için okunur. İkinci ve üçüncü cildin anlaşılmayan mektûbları çok olması sebebi ile, (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) ve diğer yayınlarına lâzım olanlarını almışlar.

Mektubatı okur iken İmam-ı Rabbani Hazretlerini yanımda gibi hissediyorum. Bu hal…

[ad_1]

Yanlış değildir. İnanarak ve itikâd ederek bu büyüklerin hayatları ve kitâpları okununca ruhaniyyetleri orada hâzır olur. Allahü teâlâ her an hâzır ve nâzırdır, ehl-i sünnet itikâdı böyledir. Allahü teâlânın sevdiklerine, Allahü teâlânın izni ile, severek anıldığı, zikredildiği zaman, onlardan bahsedildiği zaman, onların ruhaniyyeti orada hâzır olur. Kesindir, yeterki o muhabbet ve sevgi olsun. Buna râbıta deniyor. Onların kitâpları okunmaya başlandığı zaman, otomatik olarak kalb, o kitâbı yazanın kalbi ile bağlantıya geçer. Bu insanın elinde değildir. Onun için de kitâp okuma konusunda islâm âlimleri buyuruyorlar ki, (Okuyacağınız kitâpları iyi seçin). Çünkü fâsığın, mezhebsizin, bid’at ehli birinin kitâbını okuduğunuz zaman, kalbi kontrol edemezsiniz. Otomatik olarak o kimsenin kalbi ile sizin kalbiniz bağlantıya geçer. O kimsenin kalbindeki fısk-ı fücûr, bid’at, mezhebsizliğin hepsi o kalbe akar. Bir müddet sonra onun gibi düşünmeye başlar. Ehl-i sünnetten, tereyağından kıl geçer gibi alırlar, götürüler. Haberiniz bile olmaz. Ama Ehl-i sünnet âlimlerinin, Evliyâ-i kirâmın hayatları ve kitâpları okunduğu zaman, onların kalbindeki nûr, kalbe gelmeye başlar. Zamanla bu hissedilir.

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, “Ba’de kitâbillah ve ba’de Resûlullah efdal-i kütüb, Mektûbâtest.” buyurmuşlar. Allahü teâlânın kitâbı Kur’ân-ı kerimden ve Resûlullah efendimizin “aleyhissalatü vesselam” hadîs-i şerîflerinden sonra, islâm âlimlerinin yazdığı kitâpların en kıymetlisi (Mektûbat)dır. İhlâsı artırır, Allahü teâlânın emirlerine karşı bağlılığı artırır ve kalbden zulmeti, pisliği çıkarır. Harâmlara, mekrûhlara karşı soğukluk meydana getirir ve insan okudukça ufku genişler. İşte (Mektûbat)ı, (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye)yi okumak sûretiyle, Peygamber efendimizden “aleyhissalatü vesselam” itibâren gelen nûr, kalbe akmaya başlar. Bu aşkla, şevkle okumaya devam ederseniz, cenâb-ı Hak daha nice nice hâller ihsân eder. Hatta yayıcı durumuna geçersiniz.

Seven bir ni’mete kavuştu ise, Ehl-i sünnet itikâdındaysa, avuştuğu ni’meti mutlaka Allahü teâlânın kullarıyla paylaşmaşır. Zaten esas olan da budur. Bir kişi daha Cehennem ateşinden kurtulsun demeye başlar. Elinde değildir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri de, Hüseyin Hilmi Efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh” hazretleri de böyle idi.

Hüseyin Hilmi Efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, yazın bile Fatihteki evlerinde bir tarafa gitmezler, devamlı o kitâpları yazarlardı. Bir kişi daha Cehennem ateşinden kurtulsun diye, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarına bir ömür harcadılar. Hüseyin Hilmi Efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh” hazretlerinin, tatile gitmek, denize gitmek, yazlığa gitmek gibi şeyleri hiç olmamıştır. Onlar Allah rızası için hazırladılar, Allah rızası için yazdılar. Okuyan da Allah rızası için okuyunca, onların ruhaniyyetleri orada hâzır olur. İstifâde de mümkün olur. Herkes için bu kapı açıktır. Kim samimiyetle okursa, aynı şeyi o da görür ve hisseder.

Mektubatı çok okuyorum. Kuran-ı kerim zaman zaman ara veriyorum. Bu durumda…

[ad_1]

(Mektûbat)ı okumak, insanı harâmlar soğutuyor, ihlâsını artırıyor. Kur’ân-ı kerîm okumak çok sevâbdır. Namâzda okuyacak kadar ezberinde olanın, hâfız olmaktansa, fıkıh bilgilerini öğrenmenin daha evlâ olduğu kitâplarda geçiyor. Kur’ân-ı kerîm okumak, sünnetdir, müstehâbdır. Ama fıkıh bilgilerini okumak farzdır. 

Mektubatdan, namazda niyetin kalble edilmesi gerektiğini okudum. Bunu izah eder misiniz?

[ad_1]

Dört mezhebde de esas olan budur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri böyle buyuruyor. Dil ile niyete de izin verilmiş ise de, esas olan kalble niyet etmektir.