Nakleden kitâp ile, nakletmeyen kitâbı nasıl ayırt edeceğiz?

[ad_1]

Bir kimse, (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) kitâbını alsın, önüne koysun. Yani nasıl bir yol izlenmiş, takip edilmiş baksın. (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye)de diyor ki, [Bu konuda (Dürr-ül-muhtar)da deniyor ki, bu konuda (İbni Âbidîn)de deniyor ki, bu konuda (Halebî-i kebîr)de deniyor ki…]. Nakil böyle oluyor demek ki. Sonra gidelim piyâsadaki bir ilmihâl kitâbını açalım. Yazılanlar nereden alınmış? Dolayısıyla nereden aldığını ve sayfasını belirtmemiş ise, nakli esâs almıyor demektir. Dolayısıyla öyle kitâplara itibâr edilmez. Ne şekilde olursa olsun ve kim yazarsa yazsın. Dinde lâzım olanların hepsi bildirilmiş. Yeni bir şey ilâve edilmez ve çıkarılmaz. Biz kendimizi dînin kalıplarına uyduracağız.

Nakleden kitâb ile nakletmeyen kitâbı nasıl ayırt edeceğiz?

[ad_1]

(Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) kitâbını alıp, nasıl bir yol izlenmiş diye iyice bir bakarsınız. Bu konuda (Dürr-ül-muhtâr)da, (ibni Âbidîn)de, (Halebî-i kebîr)de deniyor ki… diye naklin nasıl olduğunu görürsünüz. Sonra piyasadaki bir ilmihâl kitâbına bakarsınız. Nerden aldığını, sayfasını belirtmemiş ise, nakli esas almıyor demektir. Ne şekilde olursa olsun ve kim yazarsa yazsın böyle kitâblara i’tibâr edilmez.

Nakil ile tercüme aynı şey midir?

[ad_1]

Peygamber efendimizi “aleyhissalatü vesselam” dinleyen Eshâb-ı kirâm, Peygamber efendimizden “aleyhissalatü vesselam” işittiğini aynen naklediyor. İkinci kuşak Tâbi’în, bunu yazıyor. Fıkıh kitapları genelde arabîdir. Bu kaynakları tercüme ettiler. Tercüme ayrıdır, nakil ayrıdır. Fıkıh kitabını tercüme edecek kimsenin fıkıh ilmini iyi bilmesi lâzım. Hangi dile tercüme edecekse o dili ve hangi dilden tercüme edecekse o dili iyi bilmesi lâzımdır ki, o fıkıh kitabında yazılanları tercüme edebilsin. Tercüme de bir yerde nakildir. Nakil, tercüme ederek veya kendi dilinden olduğu gibi nakledilir. Onun için her nakleden veya tercüme eden iyi nakletmiştir veya iyi tercüme etmiştir diyemeyiz. Bu nakilleri, tercümeleri ehil kimseler yapıyorsa, bunlara itibâr edilir.

Nâfile olarak oruç tutarken bozulmuş olsa, ne yapılır?

[ad_1]

Onun yerine bir daha tutulur. (Bozduğum nâfile orucun yerine oruç tutmaya) diye niyet edilir. Nâfileyi Allahü teâlâ emretmemiştir, ama ister bilerek, ister bilmeyerek bozulduğu zamân yerine tutmak vâcib oluyor.

Nâfile kurban kesen bir kimse, bunun etinden yiyebilir mi?

[ad_1]

(Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye)de, kurban bahsinde anlatılıyor. Bir fakîr, kurban keseceğim dese, sonra kesse, bu adak hükmünde olur. Bir fakîr de, kurban bayramı günlerinde bir hayvan alır ve bunu keserse adak olmaz, nâfile olur. Kendisi yiyebilir, zengin-fakîr herkese ikrâm edebilir.

Nâfile ibâdetleri söylememek gerektiğine göre, üç aylarda tuttuğumuz oruçlarda nasıl hareket…

[ad_1]

Tabiî, nâfile ibâdetleri gizlemek gerekiyor. Sebebine gelince, bunları Allahü teâlâ emretmemiştir, insanı kibir ve ucuba götürebilir. Üç ayların içerisinde olduğumuz için tabîî karşılanır. Bunları da kazaya desek mahzuru olmaz. Ola ki şüpheli bir şeyi vardır. Kazaya niyet edersek kaza orucu deriz, o zamân da problem kalmaz.