Nefsimizin kötü isteklerinden nasıl kurtulabiliriz?

[ad_1]

Nefsi dizginlemenin formülünü bildirmişler. Nefs ölmez. Nefs bir mahlûktur, kötülükler deposudur. Bundan hayr, iyilik beklenmez. Bunun gıdası kötülük, isyân, inkâr, harâmlar, mekrûhlar, bütün günâhlardır. Allahü teâlâ neyi yasak etti ise, bunların hepsi nefsin gıdasıdır. Bunlar öğrenilecek. Bu gıdalar kesilecek ve zayıflar. Nefsin tasallutundan kurtulan kalbin içine, hemen Allahü teâlânın sevgisi girer. Onun gıdasını kesince feryât eder.

Nefsimizin hakkı olduğu için yiyip içmek gerekirmiş, bu konuda bilgi verir…

[ad_1]

Ehli sünnet alimlerinin kitaplarında nefs kelimesinin yerine beden kelimeside kullanılmaktadır. Nefsimizin hakkı derken kafir olan nefsin hakkı değilde, bedenin hakkını gözetmemiz gerektiği anlatılmış. Helal ve mubah olan şeylerden lazım olan ve bizi azdırmayacak kadar yemek caizdir. Nefsi değil bedeni beslemek lazımdır. Beden beslenmezse eğer zayıflar, ibadet yapamaz hale gelir. Allahü tealanın emirlerini yapamayıp, çoluk çocuğumuzun nafakasını kazanamayız, para kazanıp dini işlere destek sağlayamayız.

Nefsi emmarenin şerrinden korunmak ne demektir?

[ad_1]

Nefs, şeytân bir varlıktır. Dolayısyla şeytânın da, nefsin de donanımları var. İkisinin de rızkı var. Şeytân, nefse yardım eder. Nefs bir tek insanda var. İnsanın içindedir. Ehl-i sünnet âlimlerinin hayatları ve kitâpları okunarak kontrol altına alınır. Nefsi tezkiye [dizginlemek] için Ehl-i sünnet itikâdında olunacak, harâmlardan sakınılacak ve çokça kelime-i tevhid söylenecek. Kalbi tasfiye etmek, Allahü teâlânın sevgisinden başka ne varsa onu boşaltmak da, istigfâr okumakla olur.

Nefis kırmak ile kalb kırmağı nasıl ayırt edebiliriz?

[ad_1]

Bunu ancak, mürşid-i kâmiller, yüksek derecedeki insanlar ayırabilir. Nefsi, kalbi iyi tanıyorlar. Bir kimse, bir suç işlediği zaman, ölçülü bir şekilde onu ikâz etmek, önüne koymak, nefs kırmaktır. Dangalak, salak, aptal.. diye söylenirse nefsi kırılmaz. İçinde ona karşı beslemiş oldukları söylenmiş olur. Nefsini kırmak, (Bu yanlıştır, bunun cezâsı da budur) demektir. Bu, nefsine ağır gelir. Diğer türlü kalb kırılır, böyle bir yetki verilmemiştir. Hakâret ederek hareket etmek yanlış olur.