Osmanlılar zamanında dîni anlatan hoca efendilerin hepsinin nefsleri îmân mı etmiştir,…

[ad_1]

Hayır. Medreseler belli bir kanaldan geliyor. Onların üstâdları, silsileleri bellidir. Rastgele değildir. Kural ve kâidelerin içinde yetiştirirler.

Osmanlı tarihini doğru öğrenebileceğimiz bir kaynak gösterir misiniz?

[ad_1]

Bu konuda İsmail Yağcı beğ, Tgrt-fm’de de, Tgrt Belgesel’de de tarihi konuları anlatıyor. O konuda selâhiyyetli ve yetkilidir. Ona sorarsanız doğru bilgi elde edilir.

Osmânlı sultânları, bu insanların anlattığı gibi midir?

[ad_1]

Kânûnî sultân Süleymân hânı veyâ başka bir sultânı, anlamayan, bilmeyen biri kendini anlatır. Osmânlılar hakkında bilgi kirliliği var. Harem sanki karı kız doldurulmuş, âlem yapılıyor! Âlem yaparak, bu insanlar bunu altıyüz sene nasıl idâre etmişler? Bir kere, Osmânlı sultânlarının hiçbirisi içki içmedi. Söyleyenler yalan söylüyor. Hepsi Ehl-i sünnet itikâdındaydı, hepsi Evliyâ iklimindeydi. İslâmiyyetin bekçiliğini yapmışlar. Hatta evlâdlarını bile, bizim için fedâ etmişler.

Haremde, harblerden esir alınıp gelinen o kadınların içerisinde, kâbiliyetli ve kapasiteli olanlar seçiliyor, getiriliyor burada eğitiliyor, islâmi eğitim veriliyordu. Daha sonra da bunlar Osmânlı devlet adamlarıyla evlendiriliyordu veyâ kızları yetiştiriyorlardı. Haremden murâd o idi. Zaten Kânûnî sultân Süleymân hânın ömrü seferlerde geçti. Osmânlının en parlak dönemi, seferlerde geçti. Babası Yavûz sultân Selîm hân hazretleri zaten Mısıra gitti, iki senede o seferden geldi. Yanî, at üstünden inmediler. Nerede kaldı ki, bunlar âlem yapacaktı.

Herşeyi yerli yerine koymak lâzımdır. O dönemde, sadece Osmânlı devleti değil, Selçuklu devleti değil, yeryüzündeki devletlerin hepsi birbirleri ile harb ettikleri zamân, işgâl ettikleri ülkenin erkeklerini kadınlarını köle diye alıp götürüyorlardı. Bu kölelerin kadınlarına da câriye deniyor. Bunların hayatları bağışlanıyor, ömür boyu mal gibi kullanılıyorlar. Hâdise bundan ibâretti. Müslümânlar da girdikleri yerlerde alıyorlardı. O köleleri, o câriyeleri kademeli bir şekilde hürriyete kavuşturuyorlardı.

Bu milleti senelerdir aynı şekilde kökünden koparmak için uğraşıyorlar. Baktılar ki kopartamadılar, bu sefer senin ecdâdın böyle idi, diye anlatmaya çalışıyorlar. Çok terbiyesizlik. Bu işi bilmiyorlar, reyting uğruna yapıyorlar. O televizyonu kapatarak, o televizyona reklam verenlerin eşyâsını almayarak tepki göstermelidir.

Hakîkat Kitâbevinin yayınlamış olduğu kitâbların okunmasını tavsiye etmemizin sebebi, bunlar okunduğu zamân kim dost, kim düşmân net bir şekilde belli oluyor. Hüseyin Hilmi efendiye “rahmetullahi aleyh” birisi gelmiş, (Hep hocam, hocam diyorsun. Hocandan sen ne öğrendin) diye sormuş. Hüseyin Hilmi efendi de “rahmetullahi aleyh” buyuruyor ki, (Ben hocamdan bir tek şey öğrendim). Adam şaşırmış, (Bir tek şey öğrendin, onun için mi hocam hocam deyip, duruyorsun) demiş. Buyurmuşlar ki, (Kimi sevip, kimi sevmeyeceğimi) öğrendim. Kâfirler sevilmez, ama acınır o ayrı bir mesele. Bid’at ehli sevilmez. Yanî, Allahü teâlânın dînini değiştiren, Allahü teâlânın dostlarına dil uzatan, Allahü teâlânın dînini hakîr görmek isteyenleri ve Allahü teâlâya îmân edenlere edebsizce hakâret edenler sevilmez. Bir müslümânın bunu bilmesi ve ayırması lâzımdır.

Osmânlı sultânlarının hepsini de hayırla yâd etmemiz gerekir. Çünkü onlar, dîn-i islâmın bekçileri idi. Öyle harem kurarak, karı kızla içki âlemleri yaparak büyük bir devlet olunmaz. Sarhoş kafa ile de dünyâ idâre edilmez. Bu kadar millet de ittibâ etmez. Balkanlar dörtyüz sene Osmânlıya itâat etmiş. Balkanlar da bir sürü millet var. Osmânlı çekildikten sonra orası bir türlü durulamadı. Ortadoğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar olduğu gibi Osmânlıya ittibâ ediyordu. Böyle sarhoş, ne dediğini bilmeyen, sabah başka türlü akşam başka türlü olmuş olsa, onların hepsi isyân eder. Allahü teâlâya itâat edene, mahlûkat itâat eder. Bunlar, bunu anlamıyor. Onun için, Osmânoğulları Allahü teâlâya itâat ediyordu. Hataları, günâhları vardır. Onlar Peygamber değil ki. Bir tek Peygamberlerde ismet sıfatı vardır. Eshâb-ı kirâmda da ismet sıfatı yok. Evliyâ-i kirâm da Peygamber değildir, onlarda da ismet sıfatı yok. Yanî, günâhsız değillerdir. Elbetteki hataları olmuştur. Ama bir şeyin değerlendirmesi yapılırken, artısına, eksisine bakılır. Artıları fazla ise, iyi denir. Eksiler fazla ise, kötü denir. Hataları olabilir.

Onun için Osmânlılarını hayırla yâd etmek, böylelerine de dönüp bakmamak lâzımdır.

Osmanlı sultanları nasıl kimselerdi?

[ad_1]

Hepsi de Ehl-i sünnet itikâdında, hemen hemen hepsi evliyâlık ikliminde idi. Hepsinin de bir tek düşüncesi vardı, o da ilâ-i kelimetullahı yaymaktı. Yani, Allahü teâlânın dînini, Allahü teâlânın kullarına ulaştırmaktır. Başka sıkıntıları ve dertleri yoktu. Hepsi Allahü teâlânın sevgili kulları idi. Türkiyede, îmânı olmayan, ateist olan, dinsiz olanların hepsi Osmanlıya düşmandır. Osmanlıyı kötüleyebilmek için, kendi yaptıkları bütün kötülükleri Osmanlı sultanlarına yamamaya çalışmışlardır. Buna rağmen, kaç asır geçmesine rağmen, Osmanlı sultanları üstünlüklerini devam ettiriyorlar.

Osmanlı padişahlarının tuğralarının resmedildiği eşarplar, takılar var. Bunları kullanmak uygun mudur?

[ad_1]

Uygun değil. Zira bazı tuğraların içerisinde mübarek isimler geçiyor. Dolayısıyla bunların başa takılması, boyuna takılması caiz değildir.

Osmanlı padişahlarının hepsi evliya mıdır? Hepsini sevmeli miyiz?

[ad_1]

Evet, hepsi evliyadır. Ve hepsini sevmeliyiz. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri: “Üstünlük itibariyle değil ama Eshab-ı kiramdan “aleyhimürrıdvan” sonra İslamiyete en çok hizmet eden Osmanlı’dır.” buyurmuşlar.

Osman Ünlü olarak niçin kitap çıkarma ihtiyacı hissettiniz?

[ad_1]

Biz hiçbir zaman kitâp çıkarma ihtiyacını hissetmedik. Osman Ünlü ile bir alâkası yok. Kitâp çıktıktan sonra haberimiz oldu. Gazetede çıkan yazıları hazırlıyoruz. Onlar da zaten Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarından alınarak hazırlandı.

Osman hocamızdan duyduğumuz büyükleri seviyoruz. Ziyâretine de gidemedik, ama kalben seviyoruz.…

[ad_1]

Elbette. Dünyânın neresinde olursanız olun. Önemli olan kalble beraber olmaktır. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin bir sözü var, (Bir kimsenin kendi Kâ’bede, kalbi Bağdâdda olmaktansa, kendi Bağdâdda kalbi Kâ’bede olmak yeğdir). Muhabbetiniz sebebi ile onlarla berabersiniz. Ama aynı mekânda olduğu hâlde onlarla beraber olmayanlar var. Onların sevgisi kalbde varsa, hayırlı, mübârek olsun!

Osman hocamız seher vaktini gecenin son altıda biri olarak nakletmişti. Ben…

[ad_1]

Farklı değildir. Kitâplarda altıda biri ifâdesi de geçiyor. Fakat tercih edilen kavil gecenin son üçte biri ifâdesiyledir. Arada zaman farkı olabiliyor, o önemli değildir. Orada bildirilen Hüseyin Hilmi “rahmetullahi aleyh” hazretlerinin görüşü, düşüncesi değildir. Fıkıh kitâplarında bildirilen hükümlerdir. Bu hükümler zamanın şartlarına göre, o zamanda gelen âlimler tarafından kitâplarına alınarak tercih edilmiştir. Hâdise bundan ibârettir.