Pâkistândaki felâketi fırsat bilerek, zekât gibi ibâdetleri hesap numarası açtırarak, buraya…

[ad_1]

Zekât, sadaka-i fıtr, kurban ibâdettir. Bunların şartları var, bu şartları gözetmek gerekir. Zekâtımın, sadaka-i fıtrımın vekâletini kim alacak ve kim oradaki fakîre götürüp teslim edecek? Yardım edeceksem, veririm. Niye ramâzan-ı şerîfi bekliyorum? Onun için sadaka-i fıtrımızı, zekâtımızı verirken dînimizin emrettiği şekilde vermelidir. Kuruma verilmez. Bu iş şahısla yapılacak bir iştir. Vekâlet yoluyla hâlledilir. Buradaki fakîrlerden vekâlet alınır, (bunları bizim adımıza dilediğiniz şekilde tasarruf edebilirsiniz). Ondan sonra o sel felâketi ve benzeri âfetlerde bulunan yerlerdekilere yardımlarla iştirâk edilebilir.

Paketlerde arabça yazılar oluyor. Bunlar kâğıtlar için ayrılan yerlere atılabilir mi?

[ad_1]

İhraç ürünü diye, şimdi çok paketlerde yazıyorlar. Bunları imhâ etmek veyâ yakmak gerekir. Kâğıt imhâ makinalarında veyâ küçükse makasla inceltilerek atılabiliyor. Kâğıtlar için ayrılan yerlere de atılabilir.

Paket içinde içi görülmeyen şeyleri satın almanın dinen bir mahzuru var…

[ad_1]

Helâl olduğunu bildiğimizi yeriz. Araştırmak lâzım değildir. Zahire bakarız, harâm bir nesne görünmüyorsa, alınır. 

 

Özürlüyüm. Yere oturarak namâz kılmakta zorlanıyorum. Ayaklarımı kıbleye karşı uzatamıyorum. Tekerlekli…

[ad_1]

Başka türlü alternatifiniz yoksa tekerlekli sandalyada kılabilirsiniz. Kıbleyi sağınıza, solunuza almıyacak, yattığınız yerden kıble istikâmetine uzanacaksınız. Gözünüzle değil de, başınız ile îmâ ederek namâzınızı kılabilirsiniz.

Özürlüyüm. Her namâz vakti abdest almam gerekiyor, ama tarlaya falan gidiyoruz.…

[ad_1]

Hayır. Çünkü özürlü olan bir kimsenin, namâz vakti çıkar çıkmaz, başka abdesti bozan bir hâl olmasa bile otomatik olarak abdesti bozuluyor. İkinci namâz vakti girdiği zamân tekrar abdest alması gerekiyor. Böyle durumda olan hanefî, şâfi’î mezhebindeki bir müslümân mâlikî mezhebini taklîd ederse, abdesti bozulmuş olmuyor. Çünkü mâlikî mezhebinde vücûdun herhangi bir yerinden kan, cerâhat, sarı su çıksa, yellenme olmuş olsa, bunlar ara ara oluyor ise özür oluyor. Bir namâz vaktinde devam edip, ikinci namâz vaktinde de ara ara devam ediyorsa, hanefî mezhebinde artık bu kimse özür sâhibi oluyor. Her namâz vakti abdest alması gerekiyor.

Şâfi’îde de böyledir. Mâlikî mezhebinde özürdür, ama hanefî ve şâfi’îdeki gibi değildir. İmâm-ı Mâlik hazretleri, bunu semâvî bir özür olarak kabûl ediyor. Burundan çıkan ifrazât gibi diyor. Kendi elinde değildir. Dolayısıyla bu hâl abdesti bozmaz buyuruyor.

Bu şekilde şâfi’î ve hanefî mezhebinde olup da, böyle rahatsızlığı olan kadın ve erkek, gusül, abdest ve namâzda mâlikî mezhebini taklîd ederse, böyle sıkıntılı olduğu, zarûri durumlarda, bir abdest ile birkaç namâzı kılabilir. Durumumuz müsâid ise, hanefî mezhebinden çıkmadığımız için, tekrar abdest almamız, aliyyül alâ olur.

Özürlüyüm. Beni işten çıkartılar çok mağdur duruma düştüm. Mahkemeye başvurmam uygun…

[ad_1]

Hakimlik iştir. İki tarafı da dinlemek gerekiyor. Sizin ifadenize göre mahdursunuz. Gerçekten zulme mi uğradınız, mağdur musunuz, hakkınız mı yendi biz bilmiyoruz. Mahkemeye gidilir, gerçekten zulme uğradıysanız araştırılır. Müslüman hak yemez, ama hakkını da başkasında bırakmaz.

Özürlüyüm Saliha bir kızla evlenmek istiyorum. Saliha bir kız benim dengim…

[ad_1]

Evlilik hassas bir konudur. Evlenilecek kızın nafakasını temin edebilecek durum müsait olacak. Dînini bilen bir kızla da tabii ki evlenebilirsiniz. Bulunduğunuz hâli beğenen sâliha bir kızla da evlenmenizin hiçbir mahzuru olmaz.

Özürlüyüm özürlü maaşı alsam Allahü Tealanın bana ahirette vereceği mükafattan mahrum…

[ad_1]

Yok. O devletin hediyesidir. Başkasının hakkı verilmiyor. Devlet, kendi tasarrufunda size hediye veriyor. Dolayısıyla onu almanın bir mahzuru yok. O halinizden razıysanız, sabrediyorsanız, mesele biter.

Özürlü birini görünce ona acımayın yoksa sizde o duruma düşersiniz diyorlar.…

[ad_1]

Yok öyle bir şey. Darda kalana yardım etmeli, onun ihtiyacını gidermelidir. Merhamet edene, merhamet edilir. Ona acımak, onu küçük görmek değildir, yardım etmektir.