Safer ayında yapılan özel bir ibâdet var mıdır?

[ad_1]

Her zamân okunacak şeyler [vird deniyor] var. Safer ayı, Muharrem ayı gibi medh-u senâ edilmemiş. Belli bir ibâdet, Safer ayında yapılır diye de bir kayd da söz konusu değildir. Din büyüklerinden Safer ayında ibâdet eden, vefât eden olmuş. Diğer aylarda da olmuş.

Safer ayında okunacak selâm âyetleri varmış. Böyle bir şey var mıdır?

[ad_1]

Biz, fıkıh kitâplarında böyle bir şeye rastlamadık. Eğer, Ehl-i sünnet âlimlerinden birisi [öyle kendini âlim zannedenin değil] yazmışsa, başımızın, gözümüzün üstünde yeri var. Kendi kafasına göre yazanlara itibâr edilmez. Biz temel fıkıh kitâplarında görmedik.

Safer ayında dertler, belalar gelir, bunlara hazırlıklı olmak gerekir gibi şeyler…

[ad_1]

Dert, bela deyince ne anlıyoruz? Deprem olması, gökten taş yağması mı dert bela? Çok büyük felaket mi bunlar? Namaz borçları, oruç borçları, kul hakları, işlenen günahlar yanında bunların ne önemi var? Bunlar yanında (deprem olması, yangın çıkması, sel vurması ve saire mi) dert? Bunlar mı bela? Hâlbuki binlerce günahı olan kimse, üzerinde namaz borcu, oruç borcu, kul hakları olan kimse, bunlar üzerinde durmak, düşünmek yerine rahat rahat hiç düşünmeden yiyor, içiyor. Bu gibi hadiselere gelince; koşuşturuyor, eyvah ne yapacağız diyor. Bu tipteki kimseler hep nafilerle meşgul oluyor. Şeytan bunları böyle işlerle oyalıyor. Asıl lazım olan farzlarını yapılmasını böylece engelliyor. Nafileleri, bilinmesi lazım olmayan, emir olmayan işleri büyütüyor. Farzları hatıra getirtmiyor. Hâlbuki kişinin günahlarından, son nefeste imansız gitme tehlikesinden, gafletinden büyük felaket mi olur? İslam âlimleri günahların, kılınmayan namazların, oruçların ve imansız gitme durumunun en büyük felaket olduğunu açıklamışlar. İnsanlar gaflette oldukları için bu felaketi idrak edemiyorlar. Gördükleri bu gibi sıkıntıları düşünüyorlar. 

 

Kitaplarda buyruluyor ki:

Bela ve nimet her gün Allahü Teâlâ’nın huzuruna arz eder.

 

Bela çıkar, Melekler arz ederler

– Yâ Rabbi kime göndereceğiz belayı?… 

 

Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri kime olacak, sevdiğim kullara götürün buyurur.

 

Sonra nimet çıkar, arz edilir. Melekler yine sorarlar:

 

– Yâ Rabbi kime göndereceğiz nimeti? 

 

Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri nimeti de düşmanlarıma götürün, o kadar çok olsun ki (mal, mülk vesaire) beni hiç hatırlamasınlar, anmasınlar… Sevdiğim kullara da o kadar derd-ü bela götürün ki, benden başka bir şey düşünmesinler, beni her zaman ansınlar, hep Yâ Rabbi… Yâ Rabbi… Yâ Rabbi… desinler, hep beni (teâlâ ve tekaddes) ansınlar, hep beni zikretsinler… diye kitaplarda anlatılıyor. 

 

Burası imtihan yeri, bunlar olacak. Dertler, sıkıntılar gelecek. İnsanları bu şekilde korkutmak uygun değil. Temel kitaplarda Safer ayında belalar yağar, dertler gelir diye bir ifadeye rastlamadık. Ayrıca dertler, belalar sadece bu aya mahsus denemez. 99 Depremi bu ayda mı oldu? Dertte belada, sıkıntıda her zaman gelebilir. Bu dünya mihnet üzerine kurulmuştur. Müslüman tedbirini alır ve tevekkül eder. Abdestli bulunur, abdestli yatar, abdestli işine gider. Niyetini düzeltir. Evden çıkarken, girerken dualarını okur. Sebeplerine yapışır, sonrasında tevekkül eder. Bir de dikkat edilirse; Bid’at ehli olan kimseler, bid’atlara müptela olmuş kimseler bu şekilde işleri araştırıyorlar. Farzlara ehemmiyet vermiyorlar. Hep nafilelerle (kendilerine lazım olmayan bilgilerle, nafile ibadetlerle) meşguller. Nefs ve şeytan bunları böyle oyalıyor. Nafilelerle meşgul edip, farzları yaptırtmıyor. 

 

Böyle Safer ayında belalar inecek, dikkat edin diyenlere şaşırıyoruz. Allahü teâlâ 11 ay bela ve musibet vermiyor, bir tek bu ay gelince mi belaları, musibetleri yağdırıyor? Olur mu öyle şey? Peygamber efendimizden aleyhisselâm itibaren zamanımıza gelinceye kadar kaç Safer ayı geçti. O aylarda mı bir tek bütün felaketler başa geldi? Mesela Muharrem ayının 10’unda da birçok hadiseler vuku bulmuş. Nuh aleyhisselâmın tufanı kopmuş, İsa aleyhisselâm göğe çekilmiş. Birçok belalar da o güne denk gelmiş. O zaman o gün içinde mi: “Bu aya, bu güne dikkat edin. Belalar yağacak, hazırlıklı olun” mu diyeceğiz? 

 

Tavsiyemiz: Bunlarla meşgul olmamalıdır. Zira en büyük felaket gökten taş yağması, tsunami olması, deprem olması değil; Allahü Teâlâ’dan gafil olmaktır.

Safer ayında belâlar, musîbetler çok gelirmiş. Böyle bir şey var mıdır?

[ad_1]

Kitâblarda öyle bir ifâde yok. Ama öyle bir yayılmış ki. Mûteber, temel kitâbları taradık, böyle bir şey yok. Büyüklerden Safer ayında vefât edenler var. Ama o ölçü değildir. Çünkü dînimizde yas tutmak yok. Bir ayda belâ, musîbet gelmiş ise, o ay hep öyle demek değildir. Dolayısıyla mübarek olan aylar, geceler kitâblarda bildirilmiş. Meselâ bu Safer ayının arkasına Rebîul-evvel ayı geliyor. Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” dünyâyı şereflendirdiği aydır. 14 şubat, mevlid gecesidir. Bundan önceki ay Muharrem ayı idi, kıymetli bir ay. Hicrî takvîmin sene başı ayıydı. Muharremin birinci günü de, ilk gecesi de mübarekdi. Aşûre günü ve gecesi mübarekdi. Dolayısıyla bu söylenenlere iltifât ve itibâr etmemelidir.

Safer ayında belalar ve musibetler gelirmiş doğru mudur?

[ad_1]

Öyle bir durum söz konusu değildir. Yani kitâplarda öyle bir şey yazmamış. Safer ayında, gayr-i müslimlerden birinin memleketi, müslümanlar tarafından ele geçirilmişse, onu yerleştirmiştir. Allahü teâlâ Safer ayında da belâ ve ni’met gönderebilir, Ramazan ayında da. Ramazan ayında deprem olmaz mı, insan ölmez mi, yağmur yağmaz mı? Cenâb-ı Hakkın takdiridir. Burası imtihân yeridir. Yani, cenâb-ı Hak belli aylara tahsis etmemiş.

Safer ayında bela ve musibetler yağarmış onun için dua etmek gerekirmiş…

[ad_1]

Biz okumadık, görmedik. Eğer böyle bir hadis-i şerif varsa, ehl-i sünnet alimleri de yazmışsa, onun sebep ve hikmetlerini de açıklamışlardır. Hadis-i şeriflerden hüküm çıkarmak bizim gibilerin haddi değildir. Genel olarak fıkıh kitâplarında, Safer ayı bela ayıdır, diye bir şey söz konusu değildir.

Safer ayına ait bela ve musibetler var mıdır?

[ad_1]

Belli bir ayı belâ ve musîbet ayı diye bellemek veyâ takdim etmek yanlış olur. Belâ ve musîbetler, her ay da zuhûr eder. İnsanların işlemiş olduğu ısyâna, azgınlığına göre gelir. Durup dururken harekete geçmez. İnsan günâh işlemeye başladığı zaman, Allahü teâlânın gadâbı harekete geçer. Ama istiğfara devâm edilirse, itâate devâm edilirse, Allahü teâlânın merhameti harekete geçer.

Sadece kadınların gittiği havuzlara gidilebilir mi?

[ad_1]

Kadının kadına, erkeğin de erkeğe mahrem olan, göstermesi haram olan yerleri vardır. Bir erkek göbekle diz altı arasını kapatıp havuza girse, bir başkası da şortla girse, (Efendim ben örttüm, başkası beni ilgilendirmez) diyemez. Çünkü onun avret yerini görmüş oluyor. Kadının da aynı şekildedir. Bir kadın, başka bir kadına tepeden tırnağa bakabilir diye bir şey yoktur. Sadece iki kişi için buna izin verilmiştir. Bu da, karı kocadır. Kadın kocasına, erkek de hanımına tepeden tırnağa, birbirlerine helâl ve mubah oldukları için bakabilirler. Havuza gidince, herkes birbirlerine haram olan yerlerini örterek giriyorlarsa, erkek için de, kadın için de problem olmaz.