Sizi yıllardır dinliyorum ve sizi dinleyen büyük bir kitle var. Sizi…

[ad_1]

Çok iyi olur. Hangimizin duasının kabul olacağını bilemeyiz. Mesela birisinin başında bir sıkıntı vardır. Allahü teâlâ bir kimseye dert, bela verdiği zaman o da sabrederse Allahü teâlâ kendisine çeker, yaklaştırır. Ve o kimsenin yaptığı dua, seferde olanın yaptığı dua, yağmur yağarken yapılan dua, kabule makrundur (yakındır) ifadesi geçiyor. Dolayısıyla birbirimize dua edersek, o da kurtuluyor. Dua edenin duası kabul oldu, başkaları köşeyi döndü. Dua eden, ne kadar kişi hakkında dua ederse, misliyle kendisine geliyor.

Sizi dinlerken namaz kılmaya gayret ediyordum. Ne zaman kötü arkadaşlarla beraber…

[ad_1]

Her gün yatmadan önce, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin, Hakîkat Kitâbevinin yayınladığı (Mektûbat) kitâbını anlasak da, anlamasak da okumalıdır. Fırsat bulunca, İmâm-ı Gazâli hazretlerinin (Kıyâmet ve Âhıret) kitâbını okumalıdır. Bu kitâplarla bağlantıyı devam ettirecek olursak, ruhumuzu besleriz. Ruhumuzu beslediği için kötü arkadaşlara karşı da mesâfe koymaya başlarız. Meselâ, (Mektûbat)ı okumak,
1- İnsanın ihlâsını artırır,
2- Harâmlara karşı insanı soğutur. Bu özelliği vardır. Bu büyüklerin kitâbını okuyunca kalb, otomatik olarak o zâtların kalbi ile bağlantıya geçer. Dolayısıyla o zâtın kalbindeki nûr, bizim kalbimize akınca, hâtırımıza tövbe istigfâr gelir, ibâdetleri yapma gücü gelir. Yani, çok şeyler olur. Kendimizi bu şekilde koruruz. Âhir zamandayız. Eskiden böyle din büyükleri vardı.

Sizden ve kitaplardan öğrendiğimiz fıkıh bilgileri bize garip ve mantıksız geliyor.…

[ad_1]

Osmanlı döneminde medreseler, mektebler, dergâhlar çok yaygındı. Câmilerin herbiri de medrese şeklinde faaliyet gösteriyordu. Her câmide de doğru fıkıh bilgileri veriliyordu. Daha sonra Osmanlının yıkılışından, İslâm dünyasının parçalanmasından sonra, Türkiye dâhil olmak üzere diğer İslâm dünyaları da paramparça oldu. Sonra baktılar dinsiz olmayacak, türediler çıktı, onlar rehber olmaya kalktı.

İnsanlar câhil kaldılar, fıkıh bilgilerinden yoksun kaldılar. Doğru fıkıh bilgileri açığa çıkınca, insanların yanlışı açığa çıkınca, (Bu nereden çıktı?) diyorlar. Fıkıh bilgilerinden yoksun olarak yetişen bir kimse, âile büyüklerinden gördüğü, duyduğunu din diye zannediyor. Hatta hazret-i Mehdi zamanında, Medinedeki bir âlim, bid’atleri savunacak, onları din diye anlatacak, hazret-i Mehdi bunların yanlış olduğunu söyleyince, bu adam, (Bu bizim dinimizi değiştiriyor!) diyecekmiş. Hazret-i Mehdinin de o din adamının cezâsını vereceği kitâplarda yazılmış ve bildirilmiş.

Bugün, (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) veya (İslâm Ahlâkı) kitabını okuyup, oradaki bilgileri aktarınca, adamların tuhafına gidiyor. İslâmiyyet nakil dînidir, selim olan akla uygundur.

Allahü teâlâ Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden, kıyâmete kadar doğru ve hak üzere bir cemaat hep bulunduracak. Bu cemaat de Allahü teâlânın dilediği noktaya kadar bu hizmetlere devam edecek. Ehl-i sünnet itikâdını anlatmaya, yaymaya devam edecek. Biz Ehl-i sünnetiz, Ehl-i sünneti anlatıyoruz, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından nakil yapıyoruz.

Din nakildir, yorum değildir. Nakil edilecek de Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarıdır diyoruz. (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) böyle bir kitaptır. (İslâm Ahlâkı) ve Hakîkat Kitâbevinin yayınlamış olduğu bütün kitaplar da bu özelliktedir.

Sizden öğrendiklerimi, gençlere anlatmaya çalışıyorum. Sünnetler yerine kaza kılma meselesine karşı…

[ad_1]

Doğruyu kabûl ettirmek, doğruyu anlatmak zordur. İnsanların en iyileri peygamberler ve Onların en üstünü Muhammed aleyhisselâm anlattı, insanlar karşı çıktı. Hatta Mekkeli müşrikler Peygamber efendimize Muhammed ül-emîn diyorlardı ve yalan söylemez diyorlardı. (Allahü teâlâ vardır ve birdir ve Ben Onun Peygamberiyim) buyurunca, çelişkiye düşüyorlardı. Onun için hidâyeti veren cenâb-ı Hak. Herkes kabûl edecek diye bir şey söz konusu değildir. Zaten, eğer karşı çıkmıyorlarsa, o zamân şüphe etmeniz lâzım. Çünkü doğruya muhâlefet edilir.

Sizden niyetin kalb ile yapılacağını duydum. Şimdi ben de içinden niyet…

[ad_1]

Ne yaptığını bilmek, ne kıldığını bilmek gerekir. Bunu da ancak kalble yapan toparlayabilir. Dil alışmış, meleke hâline gelmiş olabilir. Esâs olan, farz olan kalble niyettir.

Sizden duyduklarımızı anlatınca tepki ile karşılaşıyoruz. Bu durumda nasıl hareket etmeliyiz?

[ad_1]

Nefs, islâmiyyete düşmândır. Söylenen ağır gelir ve hemen itirâz eder. İnsan bilmediği şeyin düşmânıdır. Kitâp verilir, anlatılır, geriye çekilinir.

Sizden dinlediklerimizi başkalarına nakledebilir miyiz?

[ad_1]

Doğru almalı, alt yapı olmalı. Çünkü, karşı taraf bir soru sorduğu zaman, bunun cevabını da verebilmelidir. Böyle değilse, kitap vermelidir. Meselâ, (İslâm Ahlâkı) kitâbı, (Tam İlmihâl) vermelidir.