[ad_1]
Osmânlı, Selçuklu asırlarında medreseler vardı, islâm âlimleri vardı. Gerçekten âlim yetiştiriliyordu. Şimdi yetişen veyâ yetiştirilen kimse kendisini allâme-i cihân zannediyor ve Ehl-i sünnet âlimlerinden nakli esâs almıyor. Tabiî bu, âhir zamanın hususiyeti ve özelliğidir. Daha önce, Allahü teâlâ müslümânlara çok büyük ni’met ihsân etmiş. Medreseleri ile, ilim yuvaları ile çok âlim, evliyâ yetişmiş. İnsanlara rehberlik etmişler. Şimdi onlar yok. El yordamı ile de kendisine göre yetişenlere de mâni olmak için, mezhebsizi, zındığı, itikâdı bozuk olanları devreye girmiş ve dedelerinin yolunda olmaması, Ehl-i sünnet itikâdı olmaması için elinden geleni yapmışlar.
Bir kimse, Kur’ân-ı kerimi açar, âyet-i kerimelere manâ verirse, bu kimse (Ben Ehl-i sünnetim) dese de üzerine çizgi çizilir. Ehl-i sünnet âlimlerinin takip ettikleri bir yol var. Buna usûl denir. Âyet-i kerimeler hadîs-i şerîflerle açıklanmıştır. Hadîs-i şerîfler de mutlak müctehidler tarafından açıklanmış ve izâh edilmiştir. Dolayısıyla bu silsile takip edilmediği müddetçe, doğrudan doğruya Kur’ân-ı kerime geçilirse, muhakkak hatâ edilir. Hadîs-i şerîfleri okuyup manâ verilirse, orada da hatâ edilir. Müctehid âlimlerin açıkladıklarını alıp nakletmesi gerekir.
(Âyet ve hadîs varken başka şeye bakılmaz) diyen, İmâm-ı a’zam hazretlerini sildi attı. Hatta eshâb-ı kirâmı sildi attı. Onun için de Ehl-i sünnet âlimlerinin ve Ehl-i sünnet itikâdında olanların usûlü, Âyet-i kerime ve hadîs-i şerifleri okuyarak ona manâ vermek değildi. Onlar açıklanmış, kitâplara yazılmış. Gruplara ayrılmaması için, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarına müracaat edip, oradan nakli esâs alması lâzımdır.
Mezheb mi vardı? diyene aynı soruyu biz soruyoruz, (Kitâp bir, hadîs-i şerîf bir, o zaman bunlar niye ayrı ayrı konuşuyorlar?) Dört tane mezheb var, şu anda dört yüz tane ağız konuşuyor. Hangisine uyacağız? İmâm-ı a’zam hazretleri ve onun yolundakiler rehber edinilmedikçe, bu tefrika bitmez.