[ad_1]
Elbette, hediye edilebilir buyuruluyor.
[ad_1]
Elbette, hediye edilebilir buyuruluyor.
[ad_1]
Tasavvuf dinden ayrı bir şey değildir. Sekiz ana ilim vardır. Bunlardan bir tanesi de ilm-i ahlâktır. Bunun diğer adı ilm-i tasavvuftur.
[ad_1]
Tasavvuf hâl ilmidir. Tasavvuf bilgilerine tarîkat denmiş. Fıkıh bilgilerine de mezheb denmiş. Mezheb de, tarîkat da arabca bir kelimedir. İkisi de gidilen yol manâsındadır. Tasavvuf büyükleri insanlara emirleri severek yaptırmışlar, yasaklardan da nefret ettirerek uzaklaştırmışlar. İkisinin de yaptığı aynıdır. Tarîkatdan murâd, bir kimsenin itikâd bilgilerini düzeltmesi, ondan sonra fıkh bilgilerinin ona sevdirerek yaptırılmasıdır. Bir kimsenin itikâdı bozuksa, kelime-i tevhîdi söyleyince, onda olağanüstü hâller vukû bulur. O da onu Cehenneme götürür. Çünkü Kelime-i tevhîdin hâtırına o hâle kavuşur.
[ad_1]
Tasavvuf, kalbi temizleyerek harâmlardan tiksinerek uzaklaşmayı temîn eder. Farzları, emirleri de severek, zevkle yapmayı temîn eder.
[ad_1]
İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri, (Bir kimsenin tarlası, bahçesi varsa, o kimsenin borcu bile olsa, bu tarlasından, bahçesinden bir kısmını satmak sûretiyle, borcunu öder, elinde de kurban nisâbı kadar para kalır. Dolayısıyla kurban kesmesi vâcibdir) buyuruyor. İmâm-ı Muhammed Şeybânî hazretleri de, (Bu tarlası, bahçesi bunun demirbaşıdır. Dolayısıyla buradan elde ettiği geliri, kurban nisâbına ulaşmış ise, o zamân kurban kesmesi vâcib olur). Hanefî fıkıh kitâblarında buyuruluyor ki, (Kurban nisâbına mâlik olana zekât verilmez). İmâm-ı Muhammed Şeybânî hazretlerinin kavline göre, tarla ve bahçe kurban nisâbına dâhil edilmiyor, ama İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin ictihâdına göre, dâhil ediliyor. O zamân tarlası, bahçesi olana zekât verilmez. İmâm-ı Muhammed Şeybânî hazretlerinin ictihâdına göre verilir. İkisi de doğrudur. İkisi de hakdır. Meselâ bir kimsenin tarlası vardır, mahsûl olmamıştır, kıt kanâatdır. Zora düşmüşlerdir. İmâm-ı Muhammed Şeybânî hazretlerinin ictihâdını düşünerek, buna zekât verilir. Ama tarlası, bahçesi, geliri fenâ değil, yani kendi geçimini temîn edebilecek. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin kavli düşünülerek, bu kurban nisâbına mâlikdir denir ve zekât verilmez. Yani, durumuna göre bakarız, ona göre de hareket ederiz.
[ad_1]
Kardeşiniz dînen fakirse vermeniz olur. Ama anne usüldendir, verilmez.
[ad_1]
Mahsül helâk olacaksa, ona o şekilde yapmak mecburiyeti varsa, sıcağın altında da tahammül edilemeyecekse, çoluk çocuğun nafakası ise, başka türlü bir çıkar yolu da söz konusu değil ise, ruhsat verilmiş. Bu şekilde ağır işte çalışanlara ruhsat verilmiş. Bunlar daha sonra bunları kaza ederler. Fakat bunlar da bu orucu âleni olarak yememelidir, bu aya hürmet edilir. Bunun yerine fidye de vermezler, kısa günlerde kaza ederler.