Televizyonda ilahiyatçı sıfatı ile çıkıp çok mahrem bilgiler anlatıyorlar. Evi de…

[ad_1]

Haklısınız. Neleri perişân etmediler ki? Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, yeni keşfedilen şeylerin zararlarından talebelerine bahsederlermiş. Zâhiren birçok faydaları var. Ama birçok zararları da var. Televizyon ve radyoların da bir çok faydaları var. Uzağı yakın etti. Ama insanların hepsi aynı değil ki. Cibilliyet, yaratılış itibâri ile bozuk olanlar var. Yani, temiz insanların iyi maksadla kullanmış olduğu bir şeyi, cibilliyeti bozuk bir kimseye verdiğin zaman muhakkak bunu yanlış bir yerde, insanların aleyhinde kullanabiliyor. Zamanımızda da böyledir. Meselâ arının cibilliyeti bal yapmak, akrebin cibilliyeti de sokmak, insanlara zarar vermektir. Dolayısıyla akrep cibilliyetinde olan bir kimse ne yapılırsa yapılsın değişmez. Cibilliyeti neyi gerektiriyorsa onu icrâ eder. Hüseyin Hilmi efendi “ rahmetullahi teâlâ aleyh” arkadaş konusunu anlatırken, (Arkadaş sadece insan değildir. Televizyon, radyo, gazete, internet arkadaştır). Dolayısıyla bunlara çok dikkat etmek gerekir. Böyle bir durum varsa bunları kapatmak lâzım. Çâre bize düşüyor. Ne yapıp yapıp, bu fırtınadan, yangından, çoluğumuzu çocuğumuzu kurtarabilmemiz için, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarını okutmalıyız. Evde bunları kontrol etmek veyâ kendi kontrolümüz dâhilinde zararlı olmayanlarını izleyecek şekilde yapmak gerekiyor. Bildirilenler, yapılması gerekenler kitâplarda yazılmış.

Televizyonda haberlerde deprem ve tsunami olunca doğanın gücü tabirini kullanıyorlar. Onun…

[ad_1]

Öbürüsü zaten yanlıştır. Allahü teâlâyı inkâr ettikleri için, karşılarındaki gücü, kuvveti görünce ne yapacaklarını da şaşırıyorlar. Sıkışınca, tabiatin, doğanın gücü diyorlar. Onlar sadece sebeptir. Bunların hareket etmesi imkân dâhilinde değildir.

Televizyonda görüyoruz her ölen güvenlik görevlisine şehit deniyor her ölen şehit…

[ad_1]

Kitaplar okunmayınca ve bunlar anlatılmayınca, bilgi noksanlığı oluyor. Şehitlik iki kısımdır. Tam şehit ve âhiret şehidi. Tam şehit, Allah rızası için, vatanını, dînini, îmânı için cepheye gidip, vurulan îmânı varsa şehid olur. Öbürüsü de hastalıkn sebebi ile, abdestli olarak.. ölenler de îmânı varsa şehid olur.

Televizyonda bir konuşmacı, ölünün arkasında yapılan iyilikler ona gitmez, dedi. Bu…

[ad_1]

Bunların itikâdı bozuktur. Hatta, M. bin Abdülvehhabı ingilizlerin desteklemesi sûretiyle vehhabi itikâdı Arab Yarımadasında yayıldı. Bu itikâdda olanlar, Türkiyede de var. Peygamber efendimize de “aleyhissalatü vesselam” bu hakâreti yapıyorlar. Kabir ziyâretine inanmıyorlar, şirk diyorlar. Ehl-i sünnet değildirler. İngilizlerin destekleri ile Arab Yarımadasına hâkimiyet kurdular. Süud oğulları ile devlet kurdular. Bu itikâdda ve inanışta olan da, Hakîkat Kitâbevinin yayınlarının hepsine düşmandırlar. Bu itikâdda olanların hazırladığı kitâplardan okuyarak bu zehri almış olanlar da Türkiyede de olsa aynı ağızla konuşuyorlar. Bu adamların tövbe etmesi çok zor, çünkü bunu doğru biliyor. Resûlullah efendimiz buyuruyorlar ki, (Ölen bir kimse, denize düşmüş, yüzme bilmeyen, imdat, beni kurtarın diyen kimsenin hâline benzer. Anasından, babasından, yakınlarından bir duâ beklemektedir. Okuyarak onun imdadına yetişiniz). Dînin sâhibi böyle buyuruyor, ama kendisini din adamı olarak tanıtan, [fakat din adamı ile alâkası yok, itikâdı bozuk] bunun hiç bir faydası yok, diyor. Biz dînin sâhibine mi inanacağız, yoksa onun bozuk kafasından çıkana mı inanacağız? Elbette ki dînin sâhibine. Dînin sâhibi buyuruyor ki, (Yardım edin!). Dolayısıyla hanefî mezhebinde beş vakit namâzın sevâbı da, Ramazân-ı şerifde tutulan orucun sevâbı da, adak, nâfile oruçların sevâbı da, verilen zekâtın, sadakaların sevâbı da, yapılan hayır-hasenât da, okunan Kur’an-ı kerim sevâbı da, yapılan tesbihâtın sevâbı da, diri-ölü herkese gönderilir. Bunları dinlememelidir. Bunların itikâdı bozuktur, mezhebsizdirler. Ehl-i sünnet değildirler, bunlara itibâr etmemelidir.

Televizyonda bir kişi sizin isminizi vererek, Allahü teâlânın insanları burçların özelliklerine…

[ad_1]

Saklımız, gizlimiz yok. Söylediklerimiz de açıkça meydandadır. Biz sadece, insanın yaratılışında bedenin yaratılış olarak toprak, su ve ateşten yaratılmıştır. Burçlar hakkında herhangi bir konuşmamız söz konusu olmadı. Zaman zaman söylediğimiz, tabiattaki çeşitli hâdiseler, iklim, hava şartları insana tesir eder. Hicri, kameri takvime göre bildirilen ayların 17, 19 ve 21.ci günleri hacamat olunuz, buyruluyor. Çünkü ayın o anda, dünyaya olan baskısı var. Bu baskı insan vücudundaki kana da tesir eder. Tesir etmesi neticesinde de tansiyonun yükselmesi durumu söz konusudur ve ölüme sebebiyet verebilir. Güneşin girdiği burçlarında insan vücudunda belli tesirleri olabiliyor.

Televizyonda bir hoca, Cehennemin sonsuz olmadığını söyledi. Bu konuda neler söylersiniz?

[ad_1]

Kendi kafasına göre anlatmış. Hâlbuki, Kur’ân-ı kerîmde (ebedâ) ifâdesi geçiyor. Elîm azâb sahibi olduğu, Cehennemin (ebedâ) yani ebedî olduğu sık sık tekrar ediliyor. Bu mezhebsizlik, onu zındıklığa kadar götürür. Cennet ve Cehennem sonsuz olarak kalacak, öbürlerini de yok edecektir.

Televizyonda bir hoca ayet-i kerime ve hadis-i şeriften tenzilat yaptığını söyledi.…

[ad_1]

Eğer gerçekten böyle bir şey söylemiş ise, bunlar dinlenmez. Müsümanlıkla da bir alâkası yoktur.