Annemin gözünde tavuk karası hastalığı var. Doktorlar bir çare bulamadılar. Sizin…

[ad_1]

Bizim bildiğimiz bir şey yok. Bir doktora da kâni olmamalı. Birisinin bilmediğini, bir başkası bilebilir. Bilgisi, tecrübesi o kadardır, bilemez. Bilenin üstünde bilen vardır. Bunun dışında dînimizin bildirmiş olduğu şifâ için bildirilen âyetler var. Bunlar bir tabağa mürekkeple yazılır, suyla içilir. Sonra istiğfara devam edilir. Dünyada her derdin devâsı vardır. Çâresiz dert söz konusu değildir. Bir tek ölümün çâresi yoktur.

Annemin fidyesini abim bana verebilir mi?

[ad_1]

Hayır. Abiniz kendi fıtrası, zekâtı varsa size verebilir. Üsûl ve fürû’ diye geçiyor. Üsûl; anne, baba, dedeler, nineler. Bunlara zekât verilmez. Fürû’; çocuklar ve onların çocukları. Bunlara zekât, sadaka-i fıtr, adak, yemîn keffâreti verilmez.

Annemin boyundan aşağısı felç oldu. Oruçlarını tutamıyor. Fidyesini vermemiz gerekir mi?

[ad_1]

Beyinde hasarlar meydana getirmiş. Dolayısıyla hâfıza gidip geliyor. Eğer o hâfıza geldiği zaman şuûrlu bir şekilde vekâlet verirse ve fidye verebilecek bir durumda ise verir. Fidyesini siz de verebilirsiniz. Vekâlet alırsınız. Zekât ve kurban nisâbına da mâlik ise, şuûru yerine geldiği zaman hepsi [kurban, sadaka-i fıtr, fidye] için vekâlet alırsınız. Dolayısıyla siz bunu yerine getirebilirsiniz. Malı, parası olmayıp fidye verecek durumu olmayan duâ eder.

Annemin birikimi var. Bunu babamdan gizli yapıyor. Bunun için kurban kesecek…

[ad_1]

Birikim miktarı, 96 gram ve daha fazla oldu ise, zekât nisâbına mâlik. Kurban kesecek mi diye sorulmaz. Zekât nisâbına mâlik olan, otomatik olarak kurban nisâbına da mâlikdir. Bu kimsenin zekât vermesi farz, sadaka-i fıtr vermesi ve kurban kesmesi de vâcibdir. Meselâ şu anda elinde 60 gram oldu. Zekât nisâbına mâlik değil. Kurban nisâbına gelince, kullanmadığı ev eşyalarını, [kendisine âid] üç kat elbiseden sonrasını üst üste biriktirdiğinde, 40 gram edecek böyle başka malı varsa o zamân kurban nisâbına mâlik olur. Böyle bir şeyi yoksa, 60 gram altınla ne kurban nisâbına, ne de zekât nisâbına mâlikdir.

Annemin ayaklarından rahatsızlığı var. Oturarak terâvîh namazını sekiz rek’at kılsa olur…

[ad_1]

Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” sekiz rek’at kıldığı da olmuş. Ama tercîh edilen kavil yirmi rek’atdır. Ne kadar kılabilirse, kılmaya devâm etsin. Mahrûm olmasın. Ya’nî sekizde kalmasın.

Annemin amcasının torunu mahrem mi, yoksa na-mahremi olur?

[ad_1]

Amcanızın torunu değil, çocukları bile mahreminiz değildir. Amcanın, halanın, teyzenin çocukları na-mahremdir. Dolayısıyla bunların çocukları da mahrem değildir. Mahrem olan kendi kardeşleriniz, bunların çocukları, yani yeğenler ve bu yeğenlerin çocukları, ne kadar aşağı inerse insin hep devam eder. Ama amca, dayı, teyze, halanın kendileri mahremdir, ama bunların çocukları yabancıdır, bunlarla evlenilebilir.