[ad_1]
Bin ihlâs okumak ve arkasından yapılan duâ kabûl olur, buyruluyor.
[ad_1]
Bin ihlâs okumak ve arkasından yapılan duâ kabûl olur, buyruluyor.
[ad_1]
Bir kimse, kendi vatan-i aslisinden veya vatan-i ikâmetinden yüzdört kilometre ve daha uzak bir yere onbeş günden az kalmak şartıyla gittiği zaman seferi olur.
Kurban, müslüman, akıllı, bulüğ çağında, kurban nisâbına mâlik ve mukim olana vâcibdir. Bu beş şart, kadın olsun erkek olsun bir kimsede varsa, bu kimsenin, hanefi mezhebine göre kurban kesmesi vâcibdir. Kesmezse, kesemezse, bunun bedelini altın olarak fakire verir. Vermezse, âhiretde hesâbını sorarlar.
İstanbuldan Adapazarı seferilik mesâfesindedir. Dolayısıyla seferi olursunuz. Kurban kesmeniz vâcib değildir. Keserseniz nâfile sevâbı alırsınız. Orada kesip, üçüncü günü İstanbula dönerseniz, kurban kesmek vâcib olur.
[ad_1]
Kitâplarda öyle bir şey yazmıyor. Söylemelerinin, kendilerine göre bir sebep ve hikmeti vardır. Belki de erkenden, o seher vaktinde kaldırmak için, Arefe gününün önemini anlatmak için söylüyorlardır.
[ad_1]
İslâmiyetle alay etmek için husûsi oturmuşlar kelime seçmişlerdir. Müslümânların çok uyanık olması ve dikkat etmesi lâzımdır. Bu sabun mayi sabundur. Sırf o dönemde bilerek yerleştirilmiş, kasıtlı söylenenlerdendir. Dil alışmış olsa bile, bu kelimeyi kullanmamalıdır. Bilerek bu ismi verenler, müslümânlara, islâmiyyete ve Peygamber efendimize hakâret için bunları seçmişler ve kullanmışlardır.
[ad_1]
Hadîs-i şerîfde geçiyor. Bu yeşermesi kendiliğinden mi, başka bir şekilde mi olacak onu bilemiyoruz. Ama hicrî bin yılından sonra âhir zaman başlamıştır.
[ad_1]
Zilhiccenin sekizinci günü akşam üstü çıkılıyor. Arefe günü, [Zilhiccenin dokuzuncu günü] öğle ile ikindi orada kalınıyor. Akşam namâzından itibâren Müzdelifeye naklediliyor. Ama bir sâat bile kalmak kâfidir. Farzı kurtarabilmek için en asgarîsi bir miktardır, [uyuyarak bile oradan geçilse] yine kurtarır. Ama belli zamân dilimi beklenmediği için sadaka, kurban gibi çeşitli cezâlar tahakkuk eder. Bunlar da zaten detaylı kitâplarda anlatılıyor.
[ad_1]
O zaman bizi ibâdetimizi kendimiz kurtaracağız. Âhir zamanda müslümân alt yapısını oluşturacak, onlara teslim olmayacak.
[ad_1]
Meselâ uzun yola gidiyoruz, otobüsdeyiz, otobüs de durmadı. Namâz vakti de çıkmak üzere ve cem etme imkânı da söz konusu değil ise, o zamân hanefî mezhebinde imâm-ı Züfer hazretlerinin ictihâdına göre, oturduğumuz yerde, dizlerimizi ayağımızın altına alarak, yüzümüzü de kıbleye çevirmek sûretiyle îmâ ile namâzımızı kılabiliriz.