[ad_1]
Temelli yerleşmeye karar verdiği yer, vatan-i aslisi olur.
[ad_1]
Temelli yerleşmeye karar verdiği yer, vatan-i aslisi olur.
[ad_1]
Rızası olabilecek kimsenin tarlasına, bahçesine girilip, alınabilir. Onu da gerçekten tanımak lâzım.
[ad_1]
Müslümandır, zalimdir. Müslümandır, sahtekardır. Müslümandır, namaz kılmıyordur. Bu yanlış işler yaptığı sebebi ile yine ona buğz edilir.
[ad_1]
Karşıdaki kimsenin hâlet-i rûhiyesine bağlıdır. Bu, ne küfrü olacak diyecek ise söylememelidir. Ama gerçekten doğru bilgiyi duyduğu veyâ okuduğu zamân kabûl edebilecek bir durumda ise, hemen hâtırlatmalıdır. Münâsib bir zamân kollamalı, mutlaka söylemelidir. O anda kabûl etmese veyâhud da söylenecek bir zemin yoksa bile hemen fırsatını bulup, gene ona hâtırlatmalıdır. Çünkü yarın âhiretde, (Bu biliyordu, ama bana söylemedi. Söyleseydi ben tövbe ederdim) diyebilir ve bizden de hak talebinde bulunabilir.
[ad_1]
Hakikat Kitabevinin kitapları rehberlerin, mürşid-i kamillerinin kitaplarıdır. Bu asırda da, ehl-i sünnet itikadını, bu büyüklerin yolunu bu kitaplar gösteriyor. Dolayısıyla bunları rehber eder, içindeki bilgileri öğrenir, bunlara uygun yaşarsanız, o ihsan edilir. Evliyalık iklimine girersiniz. O kitapları okur, hayatınıza geçirir, tatbik eder, ihlâsla bunları yapmak için gayret sarf ederseniz, bir gün kalb gözünüz de açılır.
[ad_1]
Yüzü nurlanır, aydınlanır, tebessüm eder. Vücudu, ruh bedeni terk ettikten sonra bile yumuşak kalır, kaskatı kesilmez. Bunlar îmânlı gittiğinin alâmetidir. Îmânsız gidenin ise, yüzü kararır, kaşlar çatılır, boğazında hırıltılar meydana gelir, ağızından salyalar çıkar ve öldüğü zaman da vücûdu kaskatı kesilir. Bunlar da îmânsız gitmenin alâmetidir.
[ad_1]
Îmânla ölen kimsenin rûhu mütebessim olur. Ruh bedenden ayrıldıktan sonra bile, bedeni yumuşak olur. Mütebessim çehre ve vücûd yıkandıkça da vücud ha bire sararır ifâdesi geçiyor. Bunlar îmân alâmetidir. Ama gözleri yuvasından çıkacak gibi, ağzından hırıltı ve salyalar çıkıyorsa, yüzü simsiyah bir renk almış ise, bunlar da şekâvet [îmânsızlık] alâmetidir. Ânî ölümler sebebi ile simsiyah olabilir, ama îmânlı gitti ise bu açılır. O anda kanın sıkışması sebebi ile vücudda öyle bir morarma meydana gelmiş olsa bile, sonradan bu açılabilir. Bu alâmetler bildirilmiş ama, bir kimsenin îmânlı gidip gitmediği hakkında da kesin hüküm verilemez. Çünkü bir hadîs-i şerîf var, (Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz). Adam ömründe namâz kılmadı ise, ömründe oruç tutmadı ise, dinle alâkası yok ise, bu kimsenin îmânla gitmesi çok zordur. Ama namâzını kılıyor, itikâdı düzgün, elinden geldiği kadar harâmlardan sakınıyor, kul hakkına riâyet ediyor ise, (Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz) hadîs-i şerîfi mûcibince, bu kimse inşâallahü teâlâ îmânını kurtarır ve îmânlı olarak âhirete inkikal eder.
[ad_1]
İslâmiyyeti kırk kapılı bir saray olarak anlatmışlar. (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh) diyerek birinci kapıdan içeri girilir. Meselâ yirmidokuzuncu kapıdan îmânı gideren bir hâlle çıkıldı. Tekrar birinci kapıdan (Eşhedü en lâ ilâhe illallah…) diyerek girilmez. Tekrar yirmidokuzuncu kapıdan girmek lâzımdır. Bu hâle tövbe edip, oradan girmek lâzımdır. (İslâm Ahlâkı)nda, tecdîd-i îmân, tecdîd-i nikâh duâsı var. (Yâ Rabbî! Hîn-i bülûgumdan bu âna gelinceye kadar, islâm düşmanlarına aldanarak, ağzımdan küfür, isyân ne çıktı ise, ben bunların hepsine tövbe ettim, pişmân oldum) deyince Allahü teâlâ kabûl ediyor ve tekrar içeri giriliyor.
[ad_1]
Melek de, Peygamber de, cin de, insan da bilemez. Cenâb-ı Hak bilir. Yaratan yarattığını elbette ki bilir.