[ad_1]
Öyle bir ifâdeye rastlamadık. Nazâr değen kimseye bir başkası okurken demir alması gerekiyor diye bir ifâde geçmiyor.
[ad_1]
Öyle bir ifâdeye rastlamadık. Nazâr değen kimseye bir başkası okurken demir alması gerekiyor diye bir ifâde geçmiyor.
[ad_1]
Eğer o verdiğimiz kimse bu meseleri biliyorsa, yerine getirebilecek durumda ise, verilebilir. Ama bilmiyorsa, bir seferde yerse, yemîn keffâreti olmaz.
[ad_1]
Sadece vekâlet verilir veya umumi vekil tayin edilir. Birisi kurbanı almak için vekil edilebilir, birisi kesmek için vekil edilebilir. Ama, (Vâcib olan kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye, kestirmeye ve parçalamaya seni umumi vekil tayin ettim) denirse, bunların hepsi yapılır ve et getirilir, vekâlet bu kadardır. (…etini de dilediğin şekilde dağıtmaya) denirse, et de istenilen şekilde dağıtılabilir. Umumi vekâlet alan, bunu başkasına devredebilir. Verilen vekâlet geri de alınabilir. Umumi vekâlet verilen bir kimseye, bir başkası [haberci] bunu haber verebilir.
[ad_1]
Gayr-i meşru yoldan gelen paranın içine, meşru yoldan para katılmışsa buna mülk-i habis denir. Dolayısıyla mülk-i habis olunca, ikram edildiği zaman alınabilir. Kendi helâl parasından da katmışsa, bir başkasının bunun iş yerinde çalışmasında mahzur olmaz.
[ad_1]
Önceki geçerlidir. Helâl etti mi, bitti.
[ad_1]
Mezhebsiz olur. Rehber şarttır. Rehbersiz insan gittiği yolda muhakkak sapıtır. İctihâd makâmına yükseldi ise gidebilir. Meselâ öğle namazının kaç rek’at olduğu, namazda neler okunacağı, namazı nelerin bozacağı…, Kur’an-ı kerimde yoktur. Yani bir kimse, ben Kur’an-ı kerime bakarım, başka kaynak tanımam diyorsa, bu kimse mezhebsiz veya mezhebsizliği teşvik eden zındıkdır. İslâm âlimlerini, mezheb imâmlarını, hadîs-i şerîfleri devre dışı bırakıp, esas kaynak Kur’an-ı kerimdir, oraya bakmalı denirse, o insanları dinden çıkarmak gayet kolay olur. İslâmiyyetin dört kaynağı olan, kitâb, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fükahâ, bu dört delilden birisini bile kabul etmeyen, red eden bir kimsenin ayağı kaymıştır.
[ad_1]
Zaten bu yemîni bozması lâzımdır. Câiz değildir. Üç günden sonra gidip bozması lâzımdır. Yemîn keffâreti vereceksiniz. Üç gün oruç tutar veyâ on fakîri doyurursunuz.
[ad_1]
Zihinleri karıştırmaktan başka bir şey değildir. O zaman belki televizyon kalmayacak. Çünkü hazret-i Mehdînin gelmesine daha çok zaman var. İmâm-ı Rabbânî hazretleri hicri ikinci binin yenileyicisidir. Hicri bin tarihi başladığı an, hicri ikibin başlıyor. Şu anda 1433’deyiz. Dolayısıyla hicri ikibine ulaşınca, hicri üçüncü bin başlıyor. Hazret-i Mehdî de üçüncü binin yenileyicisidir. Bazıları bu hesabı yapmada inat ediyorlar. Kendilerini Mehdî göstermeye çalışıyorlar. Aşağı yukarı beşyüzaltmış küsür sene var. Beşyüzaltmış sene yaşayamayacağına göre, (Mehdînin zamanı geldi. Ben Mehdîyim) demek istiyor. Her türlü harâmı işliyor, çalgıya helâl diyor, harâma bakıyor, sonra da Mehdî olduğunu söylüyor. Allahü teâlâ böylelerinin şerlerinden muhâfaza eylesin! Hazret-i Mehdînin, hicri üçüncü binin yenileyicisi olduğunu bildiren de İmâm-ı Rabbânî hazretleridir.
[ad_1]
Zaten, Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, (Lezzetlere son veren ölümü çok hâtırlayınız) buyuruyor. Günâhdan sonra tövbede acele etmek veyâ bir namâz kazya kaldı ise bunu kaza etmede acele etmek lâzım. Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” (Helekel müsevvifun) buyuruyor. (Sonra yaparım diyen helâk oldu).
Önceden düşünmek gerekir. İnsanlar nefslerine göre hareket ediyor, (Benim dediğim olsun) diyor ve karşı tarafın durumu göz önünde bulundurulmadan hareket ediliyor. Kavga iki diri arasında olur. Ancak haklılık oranı değişebilir. Böyle şeyler olup, helâlleşmek gerekince niye sonraya bırakılıyor? İnad, kin, hased kötü huylardır.
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, (Namâz Risâlesi)nde buyuruyor ki, (Cinlerin insanlardan on misli fazla olduğunu, yeryüzü hayvanlarının insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu, uçan hayvanların yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu, denizdeki hayvanların uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu, yerdeki meleklerin denizdeki hayvanlardan ve uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu,
Birinci gökteki meleklerin, yerdeki meleklerden, denizdeki hayvanlardan, uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu,
İkinci gökteki meleklerin, birinci gökteki meleklerden, yerdeki meleklerden, denizdeki hayvanlardan, uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu,
Üçüncü gökteki meleklerin, birinci ve ikinci gökteki meleklerden, yerdeki meleklerden, denizdeki hayvanlardan, uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu,
Dördüncü gökteki meleklerin, birinci, ikinci ve üçüncü gökteki meleklerden, yerdeki meleklerden, denizdeki hayvanlardan, uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu,
Beşinci gökteki meleklerin, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü gökteki ve yerdeki meleklerden, denizdeki hayvanlardan, uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu,
Altıncı gökteki meleklerin, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci gökteki meleklerden ve yerdeki meleklerden, denizdeki hayvanlardan, uçan hayvanlardan, yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu,
Yedinci gökteki meleklerin, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı gökteki meleklerle, yerdeki meleklerden, denizdeki hayvanlardan, uçan hayvanlardan ve yerdeki hayvanlardan, insanlardan ve cinlerden on misli fazla olduğunu; bütün bunların, Arş, Kürsi, Levh-i mahfuzdaki meleklerin miktarları yanında ise bir denizin bir damlası gibi olduğunu zihninde tut!), namâzdan önce düşün buyuruyor. Bunları düşününce hiçbir şey değiliz. Nesine kibirleneceğiz? Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki, (Bunları düşündükten sonra Allahü ekber de!). Bunları düşününce çok büyük bir ni’metle karşı karşıyayız. Cenâb-ı Hak bizi muhatap kılmış. Bütün bunlara rağmen rest çekmek, tavır almak olur mu?
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin talebesi Hüseyin Hilmi efendi “rahmetullahi teala aleyh”, (İnsan ölürken bir hiç olduğunu anlar) buyuruyorlar.
[ad_1]
Câiz değildir. Tecessüs [başkalarının gizli şeylerini araştırmak] harâmdır. Kadı değilsiniz, hakim değilsiniz, niye araştırıyorsunuz ki? Bir fitneye sebebiyyet vermiştir, o hâdise sadece o şahısla kalmamıştır, bir çok âileyi ilgilendirir, o zaman herkesin karar kılabileceği, emin bir kimsenin başkanlığında bu iş yapılır, ortaya çıkartılır, çıkan hükme de rızâ gösterilir.