Birisi namazda okuduğumuz salli ve barik dualarını okumanın gerek olmadığını söyledi.…

[ad_1]

Tahammülleri yok. Bunlar, (Allahü teâlâ buyurmuş, Peygamber efendimiz de tavsiye etmiş olabilir, ama bana göre lüzumsuz!) diyorlar. Lüzumsuz adamlardan bu söz çıkar. Bunlara itibâr edilmez. İmâm- Şâfii hazretleri, namazda salevât okumak farzdır buyuruyor, hanefide sünnetdir.  

Birisi mürted olsa tekrar tövbe etse mürted olduğu zaman ki günahı…

[ad_1]

Tövbe edilince affedilir tabii. Hayatta iken, şirk dahil, mürted günahları dahil, kul hakları da dahil, hepsinin telafi imkanı var. Onun için din büyükleri kitaplarına, (Nefesler sayılıdır, ne yapacaksanız çabuk yapın) diye yazmışlar.

Birisi Kur’ânın şifrelerini çözmüş. Böyle şeylere itibâr edilir mi?

[ad_1]

Vahiy mi gelmiş, Kur’ânın şifrelerini nasıl çözmüş ki? Ebced hesâbıyla onu ona katıyor, uyduruk kaydırık şeyler. Kur’ân-ı kerîm Allahü teâlânın kelâmıdır. Orada emirler ve yasaklar var. Bize, bunların şifre dedikleri şeyler falan lâzım değildir. Bunların çoğu uyduruk kaydırıktır. Lâzım olsaydı, Eshâb-ı kirâm söylerdi, Ehl-i sünnet âlimleri kitâblarında bildirirdi. Dolayısıyla şimdi, (Kur’ânın şifresi), (Kur’ânı iyi anlamak), (Kur’ânı en iyi anlayan).. bunların hepsi palavradır. Bunları dinlememelidir. Biz Kur’ân-ı kerîm okumasını öğreneceğiz, namâzda okuyacağız. Manâsını anlamasak bile okumak çok büyük sevâbdır. Kur’ân-ı kerîmin manâsı da fıkıh kitâblarında var. Kur’ân-ı kerîmin manâsından murâd da, emredilen hükümler nelerdir, hadîs-i şerîflerle bunlar açıklanmıştır. Müctehid âlimler de Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerifdeki bildirilen bu hükümleri, [farzları, vâcibleri, sünnetleri, müstehâbları, mendûbları, harâmları, mekrûhları, tenzîhi mekrûhları] açıkça yazmışlar. Biz Kur’ân-ı kerîme uymak istiyorsak, fıkıh kitâblarına, ilmihâl kitâblarına, yanî (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) kitâbını okuyacağız ki, Kur’ân-ı kerîme uyalım. Onu alacağız, okuyacağız, sindireceğiz, hayatımıza geçireceğiz. O zamân Kur’ân-ı kerîmin emrettiği şekilde yaşamış oluruz. Başkası bize lâzım değildir.

Birisi kefirdeki alkol oranı ile meyvelerdeki alkol oranı aynı olduğunu söyledi.…

[ad_1]

Meyvelerde alkol var. Buğdayda da, arpada da var. Yani mayalanma özelliğine sahip olanlarda var. Onlar affedilmiştir. Ama kefirdeki öyle değildir. Kefirdeki, hususi olarak alkol hâline dönüştürülmüştür. Meyvelerdeki alkol hâline dönüşmemiştir. Kefirdeki alkoldür, binde bir oranında da bulunmuş olsa da, çoğu sarhoş edenin azını da içmek haramdır. Buna göre de kefir haramdır.

Birisi ile yüz yüze görüşemiyoruz. Birbirimizde hakkımız var. Biz onun gıyâbında…

[ad_1]

Olur tabiî. Meselâ bir kimse oturduğu yerde, (Yâ Rabbî! Ben falandan alacaklarımı sildim. Afv ettim ve helâl ettim) dedi. Ama borcu olanın haberi yok. Yarın mahşer günü, alacağını dünyâda helâl ettiği için beklemeyecek. Ne kadar hediye etti ise, orada cenâb-ı Hak kat kat fazlasını ihsân edecek. Yani bağışlayabiliriz ve helâl de edebiliriz.

Birisi hasta olunca kendisi, (İyi olursam, bir yakını da iyi olursa…,)…

[ad_1]

İkisi de ayrı ayrıdır. Tek değildir. Adağın sahîh olabilmesi için, adakda bulunan kimsenin onu alabilecek gücü olması lâzımdır.

Birisi birisine, (Allah iyi yazılar yazsın) tâbirini kullanıyor. Bunu söylemek uygun…

[ad_1]

Yanlış değildir. Ya’nî, Allahü teâlâ hakkına hayrlısını versin, demektir. Halk arasında deyim olarak kullanılır. Alın yazısı diyoruz ya. Meselâ herkese, Allahü teâlâ razı olsun denir. Kâfire de denir. Bu, Allahü teâlâ seni razı olacağı hâle çevirsin demekmiş. Ya’nî duâymış. Onun için müslimân, gayr-i müslim herkese söylenir. (Allah iyi yazılar yazsın) tâbiri de kullanılabilir, ama dikkat çektiği için, biraz sivri olduğu için (Allahü teâlâ hakkında hayrlısını versin) demelidir. Böylece bir başkasının yanlış düşünmesine sebep olmuyor.