Bu gece Regâib Kandili, neler söylersiniz?

[ad_1]

Mübârek geceler içerisinde yeri kesin olan Regâib kandilidir. Regâib gecesi, Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesidir. Biri, perşembeye rastlamıyorsa, Regâib kandilinin yeri kesindir. Değişiklik olmuyor. Öbürlerinde oynama olabilir. Hilâl, hesâbla bulunan günde veyâ bir gün sonra görülür. Öbürlerinin bir gün sonra olma ihtimali olabilir. Ama Receb-i şerîf, çarşamba, pazartesi, salı veyâ cumartesi girdi ise, onun ilk Cuması kesindir, tereddüdü yoktur. Regâib gecesi, Allahü teâlâ ragîbetlerde, yanî iyiliklerde, ihsânlarda bulunuyor. Receb-i şerîfin kendisi kıymetlidir. Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, (Receb Allahü teâlânın ayıdır. Şa’bân Benim ayımdır. Ramazân-ı şerîf de ümmetimin ayıdır) buyuruyorlar. Bir de, bu üç aylar içerisinde Receb ayının başka bir husûsiyyeti var. Dört aya kıymet verilmiş, hürmet edilmiş. Harâm aylar diye biliniyor. Hatta Mekkeli müşrikler bile bu aylarda harb etmiyorlardı. Receb, Zilka’de, Zilhicce ve Muharrem, bu dört ay Kur’ân-ı kerîmde de bildiriliyor. Receb-i şerîfin ayrıca böyle bir husûsiyyeti var. Kıymetli bir geceye, kıymetli bir güne hürmet etmek, saygı göstermek günâh işlememekle olur. Yanî ibâdet edilemeyecekse, günâh işlenmesin. Bir de mübârek gecelerin bir özelliği, bir gün öncesinin öğle namâzından sonra başlamasıdır. Yanî Regâib kandilinin gecesi, bugün öğle namâzını kıldıktan sonra başlıyor. İmsâk vaktine kadar da gecesidir. Yarın imsâk vaktinden başlayarak, güneş batana kadar da günüdür. Gecesi önce gelir, günü sonra gelir. Orucu bugün tutmuş olsak zarar etmeyiz. Perşembe günleri oruç tutmak sünnetdir. Zaten öğleden sonra da gecesi başladığı için de kıymetlidir. Bugün tutanın, yarın da tutması aliyyül âlâ olur. Tek olarak Cuma günü oruç tutmak mekrûh olduğu için, bugün tutamayanın Cuma-cumartesi tutması iyi olur. Dolayısıyla Allahü teâlâ bu gece çok büyük ihsânlarda bulunuyor. Receb ayı kendisi mübârek, Regâib gecesi ile birleşiyor. Mübârek ayda mübârek bir gecedir. Yine bu mübârek ayın içerisinde [Receb-i şerîfin yirmiyedisinde] Mi’râc kandili de gelecek. İki tane mübârek gece var. Geçen sene bu günlere kavuşanlar vardı, ama bu sene kavuşamadı. Biz de birgün kavuşamayacağız. Dolayısıyla bugünlere eriştiğimiz için kadir ve kıymetini bilmelidir. bir şey yapılamasa da, günâh işlememelidir. İstigfâr etmek için abdest almak şart değildir. Kur’ân-ı kerîm okumak istiyorsak abdest alırız. Kendimize lâzım olan ilmihâl bilgilerini okuruz. Gecenin bir kısmını [bir saât kadar] Kur’ân-ı kerîm okuyarak, namâz kılarak ihyâ edince, gecenin tamamı ibâdetle geçirilmiş gibi olur. Dolayısıyla bu gece, bir saât kadar Kur’ân-ı kerîm okuyarak, ilmihâl kitâbı okuyarak, Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm”, Eshâb-ı kirâmın hayatını okuyarak, kaza namâzı kılarak, kelime-i tevhîd, kelime-i temcîd söyleyerek bu geceyi ihyâ eden, gecenin tamamını ihyâ etmiş olur. Allahü teâlâ afv ve magfîret etmesi için, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine böyle ihsânlarda bulunmuş.

Bu gece Mi’râc kandili, neler söylersiniz?

[ad_1]

Bugün Receb-i şerîfin yirmialtısı, yarın da yirmiyedisidir. Bu gece yirmiyedinci gecesi oluyor. Günü de yarın oluyor.Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” Mekke-i mükerremeden Kudüse, (İsrâ sûresinde açıkça bildiriliyor) Kudüsden de yedi kat göklere götürüldüğü bir gecedir. Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” nübüvveti yirmiüç sene sürdü. Bunun onüç senesi Mekke-i mükerremede oldu ve bu onüç sene sıkıntının akabinde Medîne-i münevvereye hicret edince fevc fevc gelmeye başladı. Medîneye hicret ettikden sonra, Mekkenin fethine onbin müslimân ile gelindi. İşte Mekke-i mükerremede bu sıkıntılı dönemlerde hanımı hazret-i Hadîce “radıyallahü anhâ” âhırete intikâl etmiş, amcası Ebû Tâlib âhırete intikâl etmiş, (o zaman îmân etmese bile Peygamber efendimize destek vermeye devam ediyordu). Peygamber efendimiz Tâife gitmiş, bir ay veya daha fazla orada kalmış. Hiç kimse îmân etmedi. Dalga geçtiler, alay ettiler, taşladılar, yuhâladılar. Herhangi bir yerde de kalması zorlaşmışdı. Amcası Ebû Tâlibin kızı Ümm-i hânînin evine gitti. Misâfir geldim, kabûl eder misiniz? buyurdu. Ümm-i hânî tanıyor. (Böyle bir şerefli misâfiri kim kabul etmez ki? Ama, geleceğinizi önceden bildirseydiniz, birşeyler hâzırlardım) dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz, (Yiyecek, içecek gözümde yok. İstirâhat, ibâdet edecek bir yer tahsîs ederseniz) buyurdu. Bir oda gösterdiler. Hatta bir leğen de getirdiler. Peygamber efendimiz abdestini tazeleyip biraz ibâdet yaptıktan sonra yorgun olması sebebi ile hasırın üzerine uyuyuveriyor. O anda Allahü teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâma: Habîbimi çok üzdüm. Bu rağmen, bana yalvarıyor. Benden başka, herhangi bir kapıya dönmüyor. Habîbimi ben tesellî edeceğim. Yaralı gönlüne ben sürûr vereceğim. Git! Selâmımı söyle, al getir! Ona îmân edenlere hâzırladığım ni’metleri, Onu inkâr eden, alay edenlere de hâzırladığım azâbları görsün. Cebrâîl “aleyhisselâm”, bir ânda Peygamber efendimizin bulunduğu odaya geldi. Uyuyordu. Uyandırmaya kıyamadı ve ayağının altını öpdü. Uyandırdı. Cebrâîl aleyhisselâmı görünce, (Ey Cebrâîl kardeşim! Bir hatâ mı etdim, Rabbimi gücendirecek bir hareketde mi bulundum? Bu ansızın, gece yarısı geliş sebebin nedir?).

Cebrâîl “aleyhisselâm”: Ey âlemlerin sevgilisi! Allahü teâlâ sana selâm ediyor. Sana ve sana îmân edenlere hâzırlanan ni’metleri görmeni, seni inkâr edenlere hâzırlanan azâbları görmeni Rabbin murâd etdi. Ve bir anda Kâ’be-i muazzamaya geldi ve orada ameliyat oldu. Göğsü yarıldı. (Enes bin Mâlik hazretleri ameliyat izi olduğunu gördüm buyuruyor). Burak ismindeki hayvana binip, bir anda Kudüse geldiler. Orada daha önceki Peygamberin rûhâniyyetleri hâzır idi. Cebrâîl “aleyhisselâm”, Peygamber efendimizi öne iterek, sen varken, başkası imâm olamaz, buyurdular. Cemâ’at ile namâz kıldılar. Oradan da yedi kat göklerigeçdiler. (Peygamber efendimizin Mekkeden Kudüse ruh ve beden beraber götürüldüğüne inanmıyan kâfir olur. Kudüsden de ruh ve beden yükseldi. Kudüsden itibâren sadece beden yükseldi diyen de bid’at ehli olur). Cenneti, Cehennemi, baş gözü ile gördü. Belli bir noktaya gelindi, orada Cebrâîl “aleyhisselâm” buradan öbür tarafa ben geçemem dedi. Oradan Refref ismindeki bir yaygıyla (Ka’be kavseyn, âyet-i kerîmede geçiyor) bilinmiyen, anlaşılamıyan bir şekilde Allahü teâlâyı gördü ve konuşdu. Tekrar geri getirildi. Geldiği zaman abdest aldığı leğendeki suyun hareketi durmamışdı buyruluyor. (Bu, zamanı ifâde için anlatılıyor). Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz Mi’râcını anlatınca, inanmak isteyenler vaz geçtiler. Topluca hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin evine geldiler. Yâ Ebâ Bekr! Sen Kudüse defalarca gidip geldin. İyi bilirsin. Ne kadar zamânda gidilir ve gelinir dediler. Hazret-i Ebû Bekr: İyi bilirim. Bir ayda, dedi. Kâfirler ise: Tabii, akllı kimse böyle der, dediler. Ama senin adamın, bir gecede gidip geldiğini söyliyor, dediler. Hazret-i Ebû Bekr de, (O dedi ise, doğru söyledi).

Mekkeli müşrikler, (Vay canına, bunu amma büyülemiş) diyorlardı. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri hemen üzerini değiştirdi, koşarak geldi ve (Yâ Resûlallah! Mi’râcınız mubârek olsun! Zâtınızı görmekle gönlümüz, gözümüz bereketleniyor. Sürûra gark oluyor. İnandım. Anlat yâ Resûlallah!) dedi. Ve tereddüd hâlinde bulunanların kalbleri gitti geldi. Mü’minlerin kalbine birden kuvvet geldi. Mekkeli müşrikler baktılar ki başka çare yok: Mescid-i aksânın kaç penceresi, kaç kapısı var, söyle bakalım dediler. (Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” bir yere gittiği zaman etrafına bakmazmış. Âdet-i şerîfeleri). O anda Cebrâîl “aleyhisselâm” hemen gözünün önüne getiriyor. [Televizyon ekranı gibi] görüyor ve söylüyorlar. Yolda bir kervan geliyordu, hatta bir deve ürkdü de. Öyle zân ediyorum ki, çarşamba Mekkeye ulaşır, buyurdular. Buyurdukları şekilde de geldi. Fırtına eser gibi bir şey olduğunu, bir devenin ürkdüğünü söylediler. Bunu da duydukları hâlde yine red etdiler.

İşte Mi’rac insan hayatında da dönüm noktasıdır. Peygamber efendimize bu gece beş vakt namaz emredilmiştir.

Bu gece çok istiğfar etmek, Kur’ân-ı kerîm okumak, kaza namazı kılmak, yarın oruc tutmak ve bunları vesîle ederek cenâb-ı Hakdan istemek, duâ etmek bir fırsatdır.