[ad_1]
Su çekilebildiği kadarı ile çekilir.
[ad_1]
Su çekilebildiği kadarı ile çekilir.
[ad_1]
İnsanda görülen çirkinlikleri gidermek, ziynet açısından değil de, cemâl için câizdir. Zaten sizde sağlık açısından da var.
[ad_1]
Piyâsada anlatılanlarla bir alâkası yoktur. Onlar uydurmadır. Bunların insan üzerinde tesîri vardır. Ayın bile vardır. Meselâ, ayın 17, 19, 21’i dünyâya yakın zamânıdır. (Bugünlerde hacamat olunuz, yanî kan aldırınız) diye hadîs-i şerîfde geçiyor. Çünkü kan basıncı artıyor. Çünkü bu günlerde ay, dünyâya tesîr ediyor. O gel-git olayları insan vücûdundaki kana da basınç yapıyor, tansiyonu yükseltiyor. Meselâ rüyâ anlatılırken buyuruluyor ki, (Mevsimlerin bile rüyâ üzerinde tesîrleri vardır) ifâdesi geçiyor. Dolayısıyla bu burç tâbiri kullanılan yörüngeler değiştiği zamân, insan üzerinde de tesîrleri oluyor.
[ad_1]
Burçlara bağlı olarak yazılan falların aslı yok. Aynı mevsimde doğanlarda karakter benzemesi olabilir. Ama aynı anne babanın evlatları olmasına rağmen birbirlerine hiç benzemeyenler de var. Aynı burçlardan olunursa, şunlar şunlar olacak demek uydurmadır.
[ad_1]
Burçlara, hele piyâsadakilere [yıldıznâme gibi bir şeydir] hiç itibâr edilmez. Şu burçtan olunca, karakter böyle olacak diye kendi kendilerini o yola sevk ediyorlar. Öyle bir şey söz kunusu değildir. Allahü teâlâ yaratırken genleri farklı yaratmıştır. Rüyâlar da şartlara göre değişir. Rahmânîsi, şeytânîsi, nefsânîsi vardır. Bugün piyâsadaki, rüyâ tâbir ediyorum diyen insanlar da bu rüyâ tâbirine pek uygun değildir. İbni Sîrin hazretleri, Abdülganî Nablusî hazretleri rüyâ tâbirine mâhir idiler. İbni Sîrin hazretleri zirvede idi. Bu zât zaten tâbiînin büyüklerindendir “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”. Bir sürü sebepleri vardır. Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” bu yolda bir ölçü bildirmişlerdir. (Sizi neşelendiren, güzel gördüğünüz rüyâları hayra yorun. Çirkin gördüğünüz şeyler de şeytânîdir, onun şerrinden Allahü teâlâya sığının. Hatta sol tarafınıza tükürün.) buyuruyorlar. Dînimizde rüyâya itibâr ederek hareket etmek yoktur. Yanî, dînimizin bildirmiş olduğu hükümler alenîdir, açıktır. Okuyacağız, onlara göre hareket edeceğiz.
[ad_1]
Muayyen hâldeki bir hanım, Kur’ân-ı kerîm okunuyorsa onu dinleyebilir. Ama câmi’ye giremez. Eline mushaf alıp, bunu takip edemez, câiz değildir. Nâs ve Felak sûrelerini okumak da câiz değildir, yanlış söylemiş, kitâblarda öyle yazmıyor.
[ad_1]
Güzel isimlerdir, herhangi bir mahzuru söz konusu değildir.
[ad_1]
Câizdir, götürmek. Buradan da hediye edilebilir. Oraya götürülür, Resûlullah efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” kabr-i şerîfinin başında, (Yâ Resûlallah! Ümmetinden falan falan kimselerin hurmet ve selâmlarını ilettiler. Şu kadar salevât-ı şerîfe size hediye ettiler. Şu kadar kelime-i tevhîd, ve hatm hediye ettiler) diye arz edilebilir. Orada değil de, Kâ’be-i muazzamada duasını et, derlerse, Kâ’be-i muazzamada, revakların altında otururken, Kâ’be-i muazzamaya dönerek, (Yâ Rabbî! Falan falan kimsenin okuduğu hatmlerden, okunanlardan hâsıl olan sevâbı…) diye başlanır. Peygamber efendimize “aleyhissalâtü vesselâm”, bütün Peygamberlere, Eshâb-ı kirâm, Tâbi’în, Tebe’i tâbi’în ve bütün islâm âlimlerinin, Evliyâ-i kirâmın rûhlarına, hayâtta olanlara, ölmüş olanlarımıza, yakınlarımıza hediye edilir.