Dînin sahibi Muhammed aleyhisselâmdır. Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” efendilerimizle beş vakit namazı cemaatle kılıyordu. Tatbikat, Peygamber efendimizin tatbikatıdır. Dolayısıyla bütün âlimler, Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” söz ve fiilerini alarak kitâplara geçirmişler. Açık net bir şekilde de kitâplara yazmışlar.
İmamın vazifesi cemaatin önüne geçmek ve niyet ederken, (Niyet ettim arkamda bana uyan kadın ve erkek müslümanlara imam olmaya ve öğle namazının farzını kılmaya) diye niyet eder. Ondan sonra tekbir getirir, sabah, akşam ve yatsı namazının farzlarını kılarken ilk iki rek’atlerde cehri [sesli] olara okur. Ara tekbirleri sesli yapar. Dört rek’atli namazların üçüncü ve dördüncü rek’atlerinde sessiz okur. Öğle ve ikindi namazlarının farzlarını kılarken birinci ve ikinci rek’at de dâhil olmak üzere kıraati de yine sessiz yapar. Ama tekbirleri yüksek sesle alır. Selâm verirken de yüksek sesle selâ verir. Eğer namazın son sünneti varsa, son sünneti kıldıktan sonra cemaate döner. Herkes sessizce önce üç istiğfar okur. Sonra Âyet-el-kürsi okunur ve tesbihler çekilir ve dua edilir.
Müezzinin vazifesi, namaz vakti girdiği an yüksek bir yere, yani minâreye çıkar, ezân okur. Ezân okunduktan sonra inilir, ilk sünnetler varsa kılınır. Akşam namazı ise, müezzin kâmet getirir, cemaatle namaz kılınır. İmam selâm verince herkes sessizce, ( Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârekte yâ zelcelâli velikrâm) der, müezzin sesli demez. Müezzinin vazifesi ezânı yüksek yere çıkarak okumak, bir de kâmet getirmektir. Ondan sonra müezzinin vazifesi bitiyor. Tesbihlerde komut vermek yoktur ve bid’atdir diye geçiyor. Tatbikat böyle idi. Bu işin doğrusu bu.
Ancak kitâplarda şöyle bir kayıt var; cemaatin alt yapısı yok, bilgisi yok, nerede kâmet getirilir? Tesbihlerde ne okunacak? Bunu cemaate öğretmek niyeti ile yüksek sesle söyleyebilir. Onun dışında aslı, biraz önce naklettiğimiz gibidir.