[ad_1]
mehmet avci
Dini kitaplar ayak uzatarak veya uzanarak okunur mu?
[ad_1]
Edebe mugayirdir. Mümkün mertebe edebe riâyet etmemiz lâzımdır. Felçlidir, hastadır, kalkamıyordur…, bu kimse yattığı yerden de kitabını koyabilir. Ama sağlam, oturabilecek olanın o şekilde yapması uygun olmaz.
Dini kafasına göre anlatanlara karşı Diyanet işleri niçin ses çıkarmıyor?
[ad_1]
Diyanet devlet kurumudur. İçerisinde çalışan birçok insan var. Bunların arasında dini doğru olarak bilenler var, bunların sesi çıkamıyor. Diyanetin vazifesi dini öğretmek değil, din görevlisi tayin etmektir. Bunları yetiştirmek, bunlara yön vermek, bunların da doğrusunu ortaya koymak, öyle bir şey söz konusu değil. Bu kadrolara itikadı bozuk kimseler geldiği zaman, oradan bozuk sesler çıkar, doğru kimseler gelse doğru sesler çıkar. Osmanlı döneminde ki şeyhülislamlık makamı gibi değildir. Dolayısıyla diyanetten böyle bir şey beklememeli.
Dini emirlere uyup, son nefesinden korkan kimse ile her türlü günahı…
[ad_1]
Son nefeste imansız gitmekten korkan kimse, her türlü günahı cesaretle işleyemez; bunlardan uzak durmaya çalışır, kurtulmaya çalışır. Evliya-i kiram hep son nefesten korkmuşlardır. Bir kimse bütün ibadetleri yapar, ama ölümüne yakın bir hadise olur, nefsine uyar, dini inkâr eder, imansız gider, her yaptığı boşa gider Allahü teâlâ muhafaza buyursun. Birisi de küfür üzeredir, ölümüne ramak kalmışken, aklı başına gelir, iman eder ve bütün geçmişi silinir, sonrasında ecel gelir; imanla tertemiz gider. Bu yüzden ibadetlere güvenmemelidir, son nefesten korkmalıdır. Dinimizde emin olmak küfürdür. (Biz namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, biz Cennet’e girmeyeceğiz de kim girecek) gibi sözler sarf ediliyor, böyle emin olmak imanı götürür. Bu yetki kimsede yok. Son nefesinden kimse emin olamaz. Enver abiler toplantılarda anlatırlardı; “Bir kimsenin Cennetlik olduğunu söylemek için vahiy lazımdır. Allahü teâlâ tarafından bildirilmesi lazımdır”. Mesela Aşere-i mübeşşerenin (aleyhimürrıdvan) Cennetlik olduğu bildirilmiş. Allahü teâlâ bu büyüklerden razıdır. Allahü teâlâ bir kimseden razı ise, ebediyen razıdır. Sonradan (insanlar gibi) rızasından dönmez. Aşere-i mübeşşereden razı olması demek, onlar artık küfre düşmezler ama günaha düşebilirler, Peygamberler (aleyhimüsselâm) bir tek masumdur (günah işlemezler), onun dışında evliya-i kiram, Eshab-ı kiram günaha düşebilir, demektir. Bunu iyi anlamalıdır… Bu büyüklerin hataları, doğruların içerisinde en doğrusunu, evlasını yapamamaktır. Büyük zatlar, günaha, kötü işlere kolay kolay düşmezler. Düşseler bile öyle ağlarlar, öyle üzülürler ki, Allahü teâlâ onları affeder ve günahta ısrar etmezler. Dolayısıyla son nefesten korkmak lazımdır. Ama işi vesveseye vardırmamaya da dikkat etmelidir. İbadetlere de güvenmemelidir.
Dini emirlerde gevşek davranıyorum. Bunun çaresi ne olabilir?
[ad_1]
Büyüklerden bir zâtı, bir başkası anlatırken, (Nefsim beni tembelliğe itiyor. Dînin emirlerinde gevşekliğe düştüğüm zamanlarda, o zâtın sohbetine gidiyorum, onun yanında kalıyorum. Ondaki o gayreti görerek, nefsim serkeşlikten, tembellikten vazgeçiyor ve ibâdetleri seve seve, aşkla yapıyorum). Tabiî, eskiden böyle zâtlar çoktu. Onların huzuruna, medresesine giderek, onların bulunduğu yerdeki havayı teneffüs ederek bile, insana gayret kuvvet veriyordu. Çünkü hadîs-i şerîfde, (İnde zikrissâlihîn tenzîl-ür-rahme) buyurulmuş. (Sâlihlerin anıldığı yere rahmet-i iâhi iner) buyuruluyor. Dolayısıyla o rahmet-i ilâhiden orada bulunanlar da nasîbini alır. (Mükâtebe, nıfs-ı mükâleme). Yani, (Kitâp okumak, sohbetinin yarısıdır). Bunun için bu zamanda yapılacak şey, böyle büyüklerin hayatlarını ve kitâplarını okumaktır. Bir de istigfâra devam etmeli, ağza giren lokmalara dikkat etmeli, görüştüğümüz kimseler içerisinde fısk-ı fücur içerisinde olanlarla hemhâl olmadan, itikâdı düzgün, namâzında niyâzında olanlarla hemhâl olarak sûretiyle kısa zamanda nefs o serkeşliğinden ve tembelliğinden kurtulur ve seve seve de ibâdetleri yapmaya başlarsınız. En çok ihtiyacımız olan da istigfârdır, (Estagfirullah min külli mâ kerihallah). Buna devam edeceğiz.
Dînî bilgisi hiç olmayan bir kimseye, (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) kitâbını…
[ad_1]
Olmaz. Çünkü (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) kitâbı, ilkokulu bitiren bir kimsenin okuyup anlayabileceği bir şekilde yazılmıştır. Anlaşılmayan kelimeler çıkabilir, sorulacak. İlm, zahmet ister. Bu zahmete katlanmayanlar ileride cehâletin sillesini acı bir şekilde çeker. Dünyâda kepaze olmak şöyle dursun, son nefesde îmânını kurtaramazsa ebedîyyen o zilletin içerisinden kurtulamaz. Onun için o zahmete katlanacağız. (Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye) kitâbını herkese verebiliriz.
Dini bayram gün ve gecelerinde cima yapmak haram mıdır?
[ad_1]
Din kitaplarında ”beraat gecesi ve kurban bayramı gecesinde cima haram değil fakat uygun değil” buyrulmuştur. Çünkü beraat gecesinde ; (Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye] Bir senelik bir hayatın muhakemesi söz konusu, bundan dolayı uygun olmadığı bildiriliyor ama haramdır denmemiştir.