[ad_1]
mehmet avci
Ehli beyt kimlerdir?
[ad_1]
Ehli beyt imamları masum mu?
[ad_1]
Ehl-i sünneti bozmak için uğraşanları deşifre etmeniz mümkün müdür?
[ad_1]
Hangibiri deşifre edilecek ki. Biz, Ehl-i sünnet itikâdını, ana hatları, ölçüleri bildiriyoruz. Nasîbi olan dinler ve onların Ehl-i sünnet olmadığını çok güzel bir şekilde anlar ve defterinden siler. Onları dinlemez ve kitâblarını da alıp, okumaz.
Ehl-i sünnet olmanın alâmeti nedir?
[ad_1]
Bir kimsenin Ehl-i sünnet olduğunu anlamak için, eğer hayatta ise konuşmalarına bakılır. Eğer bu kimse hayatta değilse, bir kitâb falan yazdıysa kitâblarına bakılır. Ehl-i sünnetim diyor, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından nakiller yapıyor ve onları büyük biliyor, onlara ittibâ’ ediyorsa, onları üstâd kabul ediyorsa Ehl-i sünnetdir. Yok, kendi kafasına göre yazıyor, açıklıyor, kendi yorumlarını din diye anlatıyorsa, Ehl-i sünnetle bir alâkası olmamıştır.
Bir kimse durup dururken âlim olmaz. Mutlaka bir üstâdı, bir rehberi olması lâzımdır. Rehberi olmayanlar şeytanın yolundadır. Nefsi ve kendi aklını ön plâna çıkarır, kendi düşüncelerini din diye anlatmaya başlar. Dolayısıyla böyle kimselerin nerede, ne şekilde ayağının kayacağını, Ehl-i sünnet itikâdında ne kadar kalabileceğini tahmin etmek çok zordur. Ayağı kayar, mezhebsiz olur, itikâdı bozulur gider. Onun için böyle durumlarda Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâbları okunur, sonra kitâb yayınlayan kimsenin kitâblarına bakılır. Onlara uyuyorsa ne âlâ, uymuyorsa beş para etmez.
Âlim, talebesi ile belli olur. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin yetiştirdiği talebelerinin içerisinde, Hüseyin Hilmi Efendi “rahmetullahi aleyh” hazretlerinin yayınladığı (Tâm ilmihâl Se’âdet-i Ebediyye) var. Bu zât daha önsözünde diyor ki, (Bu kitâbın içerisindeki bilgilerin hepsini üstâdım Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinden dinledim. Hocamın bize anlattığı ve bildirdiği o kaynakları arayıp bulmak, o kaynaklardan nakiller yaparak insanlar mutmain olsun diye ömrümü harcadım) buyuruyorlar.
Ehl-i sünnet itikadındayım, Namazımı kılıyorum, isyanda etmiyorum ama işler bir türlü…
[ad_1]
Hadis-i şerifte “Kırk gün içinde mümine hastalık, itibarsızlık, fakirlik üçünden biri gelir” buyuruluyor. Bazen üçü birden gelir. Bu hali günahlarına kefaret olur veya derecesinin yükselmesine sebep olur.
Ehl-i sünnet itikâdında bir tanıdığımız var. Ama kimseye yardım etmiyor. Bu…
[ad_1]
Kimseye yardım etmiyordan maksad, evine getirdiği herşeyi komşularıyla paylaşmıyor, kimseye yedirmiyor, içirmiyorsa, onun gücü yetmiyorsa, buna mecbûr değildir. Bir kimse, Allahü teâlâ kendisine nisâb miktarı ve daha fazlası zenginlik vermişse, bu kimse de zekâtını, sadaka-i fıtrasını vermiş, kurbanını kesmiş ve kazancına bağlı olarak da çoluk çocuğunun nafakasını ona göre yapmış ise, bu kimse cömertdir. (Biz daha onun bir çorbasını bile içmedik, ne cömerti) denmez. Bir kimsenin itikâdı Ehl-i sünnetdir, beş vakt namâzını kılıyordur, ama hiç kimseye yardım edemiyordur, [gücü yetmiyor, ulaşamıyor] belki de sadece duâ ediyordur. Onun için sû’i zan etmemeli etmemelidir. Mecbûr değildir. Bizimde bilmediğimiz derdleri vardır. Niye kötü düşünüyoruz?
Ehl-i sünnet değildir diye akrabalarımızla ilişkimizi kestik. Doğru mu yaptık?
[ad_1]
Yanlış yapmışınız. Kâfir komşunun bile hakkı vardır. Rolantiye almak ayrı bir mesele, ilişkiyi kesmek ayrı bir meseledir. Belli ölçüler içerisinde münâsebet yine devam etmelidir.
Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarını dağıtmaktan zevk alıyorum. Nefs ve şeytan niye…
[ad_1]
Uğraşıyor. Emr-i marûf yapmamak kibir olur. Yapmak, kibirden değildir. Ama emr-i marûf yaparken niyetimizi düzeltmemiz gerekir. Zaten emr-i marûf yapan kimseye çok kimse muhâlefet eder. Doğruyu anlatana muhâlefet çok olur.