[ad_1]
Dert, bela deyince ne anlıyoruz? Deprem olması, gökten taş yağması mı dert bela? Çok büyük felaket mi bunlar? Namaz borçları, oruç borçları, kul hakları, işlenen günahlar yanında bunların ne önemi var? Bunlar yanında (deprem olması, yangın çıkması, sel vurması ve saire mi) dert? Bunlar mı bela? Hâlbuki binlerce günahı olan kimse, üzerinde namaz borcu, oruç borcu, kul hakları olan kimse, bunlar üzerinde durmak, düşünmek yerine rahat rahat hiç düşünmeden yiyor, içiyor. Bu gibi hadiselere gelince; koşuşturuyor, eyvah ne yapacağız diyor. Bu tipteki kimseler hep nafilerle meşgul oluyor. Şeytan bunları böyle işlerle oyalıyor. Asıl lazım olan farzlarını yapılmasını böylece engelliyor. Nafileleri, bilinmesi lazım olmayan, emir olmayan işleri büyütüyor. Farzları hatıra getirtmiyor. Hâlbuki kişinin günahlarından, son nefeste imansız gitme tehlikesinden, gafletinden büyük felaket mi olur? İslam âlimleri günahların, kılınmayan namazların, oruçların ve imansız gitme durumunun en büyük felaket olduğunu açıklamışlar. İnsanlar gaflette oldukları için bu felaketi idrak edemiyorlar. Gördükleri bu gibi sıkıntıları düşünüyorlar.
Kitaplarda buyruluyor ki:
Bela ve nimet her gün Allahü Teâlâ’nın huzuruna arz eder.
Bela çıkar, Melekler arz ederler
– Yâ Rabbi kime göndereceğiz belayı?…
Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri kime olacak, sevdiğim kullara götürün buyurur.
Sonra nimet çıkar, arz edilir. Melekler yine sorarlar:
– Yâ Rabbi kime göndereceğiz nimeti?
Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri nimeti de düşmanlarıma götürün, o kadar çok olsun ki (mal, mülk vesaire) beni hiç hatırlamasınlar, anmasınlar… Sevdiğim kullara da o kadar derd-ü bela götürün ki, benden başka bir şey düşünmesinler, beni her zaman ansınlar, hep Yâ Rabbi… Yâ Rabbi… Yâ Rabbi… desinler, hep beni (teâlâ ve tekaddes) ansınlar, hep beni zikretsinler… diye kitaplarda anlatılıyor.
Burası imtihan yeri, bunlar olacak. Dertler, sıkıntılar gelecek. İnsanları bu şekilde korkutmak uygun değil. Temel kitaplarda Safer ayında belalar yağar, dertler gelir diye bir ifadeye rastlamadık. Ayrıca dertler, belalar sadece bu aya mahsus denemez. 99 Depremi bu ayda mı oldu? Dertte belada, sıkıntıda her zaman gelebilir. Bu dünya mihnet üzerine kurulmuştur. Müslüman tedbirini alır ve tevekkül eder. Abdestli bulunur, abdestli yatar, abdestli işine gider. Niyetini düzeltir. Evden çıkarken, girerken dualarını okur. Sebeplerine yapışır, sonrasında tevekkül eder. Bir de dikkat edilirse; Bid’at ehli olan kimseler, bid’atlara müptela olmuş kimseler bu şekilde işleri araştırıyorlar. Farzlara ehemmiyet vermiyorlar. Hep nafilelerle (kendilerine lazım olmayan bilgilerle, nafile ibadetlerle) meşguller. Nefs ve şeytan bunları böyle oyalıyor. Nafilelerle meşgul edip, farzları yaptırtmıyor.
Böyle Safer ayında belalar inecek, dikkat edin diyenlere şaşırıyoruz. Allahü teâlâ 11 ay bela ve musibet vermiyor, bir tek bu ay gelince mi belaları, musibetleri yağdırıyor? Olur mu öyle şey? Peygamber efendimizden aleyhisselâm itibaren zamanımıza gelinceye kadar kaç Safer ayı geçti. O aylarda mı bir tek bütün felaketler başa geldi? Mesela Muharrem ayının 10’unda da birçok hadiseler vuku bulmuş. Nuh aleyhisselâmın tufanı kopmuş, İsa aleyhisselâm göğe çekilmiş. Birçok belalar da o güne denk gelmiş. O zaman o gün içinde mi: “Bu aya, bu güne dikkat edin. Belalar yağacak, hazırlıklı olun” mu diyeceğiz?
Tavsiyemiz: Bunlarla meşgul olmamalıdır. Zira en büyük felaket gökten taş yağması, tsunami olması, deprem olması değil; Allahü Teâlâ’dan gafil olmaktır.