[ad_1]
Tam İlmihal Se’adeti Ebediyye kitabında (Namazın Ehemmiyeti) kısmında geniş bilgi verilmiş. Oradan okunmasını tavsiye ederiz. Orada öyle hadis-i şerifler zikredilmiş ki, insan okuyunca dehlete düşüyor; mesele bir hadis-i şerifte; “Müslüman olan namaz kılar, Müslüman olmayan namaz kılmaz” buyruluyor. İnsanın düşünmesi gerekir, bu yaşa geldim, ben Müslümanım, niçin namaz kılmıyorum? diye kendine sorması gerekir. Önem verilmezse, iman gider. Ehl-i sünnet âlimleri “Amel imandan cüz değildir” buyurmuşlar. Yani günah işleyen, namaz kılmayan (emirleri yapamadığına üzülüyor, dinin emir ve yasaklarına ehemmiyet veriyor ama nefsine uyarak tembellikle günah işliyor, mesela namaz kılmıyorsa) kâfir olmaz diye açıklamışlar ama namaz konusunda ittifak hâsıl olmamıştır. Zira namaz eşittir iman diyen ehl-i sünnet âlimleri var. İmam-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri böyle buyuran âlimlerdendir. Tavsiye ettiğimiz kısımda böyle diyen müctehid âlimlerin isimleri yazılmış. Böyle bildiren âlimlere göre; kişi namaz kılıyorsa, iman var, kılmıyorsa imanı yok yani kafir oluyor, o halde ölürse sonsuz Cehennem azabına maruz kalacak, bir daha çıkmak ümidi de yok… Yarın Allahü teâlâ böyle bildiren âlimlerin ictihadına göre bizlere muamele ederse, halimiz nice olur? Yine hadis-i şeriflerde (Namaz Dinin Direğidir) buyruluyor. Direk yoksa çadır yok, sütun yoksa bina yok. İnsan bu nakilleri okuyunca dehşete düşüyor. İnsanın hayatında İslamiyet birinci planda olmalıdır, yani en önce dinim ne emretmişse ona göre hareket edeceğim denmeli ve öyle yapmalıdır. Hakikat Kitabevi yayınlarından olan İslam Ahlakının üçüncü kısmında Eyyühel veled babında, kişinin yemede-içmede, evden çıkarken- eve gelirken, işe giderken-gelirken, helaya girerken-çıkarken, kıyafet giyerken-çıkarırken, uyumadan evvel-uyandıktan sonra… kısacası yaşamın her anında din-i islama nasıl uyacağı nakillerle anlatılmış, oradan okumalıdır.
Namazın ehemmiyetine binaen, misal verelim. Diyelim ki: Bir kimsenin iş toplantısı var; bu toplantı sonunda 100 bin lira kazanacak ama Öğle namazı da kazaya kalacak. Bu kişi; “Ya.. namazı sonra kılarız” derse; gitti… demek ki emre kıymet vermiyor… O Namaza tercih ettiği 100 bin lira gelse bile bereketsiz olur, felakete sebep olur. Ama namazı tercih ederse, 100 bin lira da ona takdir edilmiş ise helal yoldan başka şekilde mutlaka gelir. Bununla ilgili kitaplarda bir hadise anlatılıyor:
Bir gün Hazret-i Ali uzaklardan devesiyle Camiye geliyor… Devesini bağlamaya yer bulamayınca, orada gördüğü birisine; “Ben namazımı kılana kadar deveye bakabilir misin?” diyerek emanet ediyor. Namaza durmadan evvel içinden; “Şu adam garip ve fakir bir kimse… Namazdan sonra ona deveyi hediye ederim inşâallahü teâlâ” diye düşünüyor… Namazını eda edip, dışarıya çıktığında, emanet ettiği kimsenin devesini çaldığını anlıyor ve gülüyorlar. Orada bulunan kimselerde niçin güldüklerini soruyorlar. Cevaben; “Devemi fakir bir kimseye emanet etmiştim, o da devemi çalmış, ona güldüm” buyurunca, oradakiler şaşırarak; “Aman efendim deveniz çalınmış. Buna gülmenizin hikmetini anlayamadık?” diyorlar. Hazret-i Ali radıyallahü teâlâ anh cevaben; “Kardeşlerim Gülmemin hikmeti şudur ki; Namaza durmadan evvel kalbime; “Şu deveyi o garip adama hediye edeyim” diye gelmişti. Bu düşünceyi kalbime getiren Allahü teâlâ… Demek ki o deveyi de ona takdir etmiş. Eğer o kimse bekleseydi, o deve ona helal yoldan gelecekti. Ama o tercihini haramdan yana kullandı.” buyurmuşlar.